2008-12-21

tin ve ten


off.. yorucu ve soğuk günler cumhuriyeti. elimden geldiğince eve kapatıyorum kendimi. yorulmamak ve üşümemek için. yargılanıyorum, yargılamıyorum. sonsuz bir kaos. her şey, her zaman insanın istediği gibi olmamak bir yana yolunda da olmuyor. solukluğun başlangıcı.

"güzel güzel gel de dernege asıl guzelliği getir
biz herkesle hoşuz ama seninle pek hoşuz." mevlana


emilen enerjiyi toplama çabaları, paratoner gibi olmayı gerektiriyor. bazı zamanlar istemediğin kadar elektriğe maruz kalıyorsun. sosyal hayat yolundayken iş, iş yolundayken sosyal hayat. bir terazi oyunu gibi. ortalamalardan hoşlanmayanlar için hiç de ideal değil.

"herkes, defineler elde edecek bir baht arar;
eziyetlere eziyetler katan aşk yeter bize." mevlana



koruyucularının zamana yenik düşmesini hissediyorsun. saygı duydukların, sevenlerin -özellikle yaşça büyük olanlar- zamana yeniliyorlar. bir süre sonra benim için tanrıyla konuşan kimse kalmayacak.

"oysa sırlarım çığlıklarımdan hiç de uzak değildir benim.." mevlana

konuşalım mı?

canımı yakan bir şey olmadığı için teşekkür ederim. endişelenecek bu kadar çok şeye sahip olduğum için de. ama endişe çok yorucu bir his. ben bunu yaşamaktan çok yoruldum. sıra sıra dizilmişler hayatıma irili ufaklı dikenler. görüyorum ben çıplak ayakla, bu hippie tarzıyla, yürümeye devam edersem, yolun sonunda ayaklarım kalmayacak. yıllarca kalmasın ayaklarım kalbim ve aklım bana yeter düsturuyla yaşamanın bana kattıklarını inkara yeltenmiyorum. ama korkumdan hayata yeltenemiyorum.

"bir adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor. iğne ucu ile diken başını arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile ıslatır. ayağa batan dikeni bulmak bu derece müşkül olursa, yüreğe batan diken nicedir? cevabını sen ver! her çer çöp (mesabesinde olan,) gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el uzatabilir miydi?" mevlana



tüm saçmalıklarıma karşın muhafazakar biri olduğum için yaşadığım çelişkiler. odamda bir kalemin bile yerini değiştiremiyorum. dinlediğim müzik tarzını değiştirmem ya da içine yenilerini katmam bir senemi alıyor. okuduklarım desen ha keza. "değişmeyen tek şey var, değişmenin kendisi", bir de ben diye ekleyebilirim yanına. bunun bir nedeni var elbet. değişimimi köstekleyen, geçmişten geleceğe uzanan endişelerim. şimdinin endişeleri içinde değilim. "ne oldu?" değil, "ne olacak?" endişelerim. var olanların çözümsüzlüğü içinde sıkışıp kalmak. aslında insana bireysel anlamda bağlı olmayan kılçıklar. kendi önümdeki balığı ayıklayıp yiyebilirim ama "hatırım için şundan bir ısırık al"daki kılçıkları öngöremiyorum ki. bir yiyorum, uğraş dur kılçıkla. yani benim güzel annem, her şey elinde olmuyor insanın, ben de elimde olmayanlardan hoşlanmıyorum ve hatta korku duyuyorum. bir nevi kontrol hastası olabilir bu garip bünye. hem kendini bu denli kaybedip, geçici hafıza kayıplarına yenilip hem de "kontol" diyorum.

"şu akıp giden kum seline bak
ne durması var ne dinlenmesi
bak dunya nasıl değişiyor
atıyor başka bir dunyanın temelini" mevlana


hatırlamamak üzerine delice bir delileme:
başlangıcı için bir tarih daha doğrusu bir milad verebilirim ama vermeyeceğim, kendime bile çok sık itiraf etmediğim bir zaman. ilk o zaman yitirdim hafızamın bazı kapılarının yerini. korku dolu geçen birkaç ay. ne oldu?, ne konuştuk?, a beni mi aradın? ne dedim peki? bu çok kötü bir süreçti. ben de yardımcı oldum kendime hatırlamamak için doğrusu. alkol vs... insanlara aynı soruları kaç kez sordum ve kaç kez aynı konularda konuştum bilemiyorum. neyse sonra düzeldi, yani en azından ben düzeldiğini düşündüm. şimdi tekrarlıyor. korkuyorum. korkuyorum çünkü hatırlamadığım için çekilmez bir insan oluyorum.


"sevgilim baş çeker, naz eder, kararsız kor, gamlara atarsa beni,
bir kerre bile 'âh!' demeyeceğim inad için, âh'a da kızmışım ben..." mevlana


sanırım biraz da bunun geçmişinden bahsedeceğim, kendi geçmişim hakkında "iyi" olan hiçbir şeyi hatırlamayarak başladı. ben umursamadım, insanın doğası diye düşündüm, kötüleri hatırlamak ve belki de iyi bir şey yok. eski resimlere bakıp gülümsediğimi gördüğüm her zaman şaşırdım. mutlu bir çocuk muydum? bilmiyorum. ama daha saçmaları da var. geçtiğini düşündüğüm daha saçma bozukluklar. tekrar etmemeleri, etmeyecekleri anlamına gelmeyen bozukluklar. hatırlamadığım imajlar kafamın içini meşgul edebilen. tecavüz. gerçekliğinden emin olmadığım anılarım. rüyalarım ve gerçekler arasındaki çizgiyi kaybettiğim zamanlarım.


"ne kadar zaman arayacağım seni ev ev, kapı kapı?
ne kadar zaman köşeden köşeye, sokak sokak? "mevlana



bunun için hiçbir şey yapmadığımı sanma, yaptım. sonuçta çok sağlıklı çıktı ruh sağlığım. inanmadım ama kabul ettim. kim sağlıksız olmayı kabul eder ki? içimde hep "şimdi, tam şu anda başlasam, bir şeyler değişebilir mi?" sorusuyla. bir kussam geçer mi?


"hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz?
hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?" mevlana


yine izmarit gibiyim bugün, yine kedi koltuğuyum. içimdeki kız çocuğunun bir resmi var elimde ona bakamıyorum. habersiz, boş bakışlarına katlanamıyorum. hala ümitleri olmasına dayanamıyorum. gerçekleştiremediğim hayalleri beni ölüme sürüklüyor. içimdeki kadına tutunuyorum. çok acımasız, öyle tutuyor ki ellerimi canım acıyor..şizofreni.

"ümitsizlik köyüne gitme, ümitler vardır.
karanlığa doğru yürüme, güneşler vardır." mevlana



beynimde bir yer kaybolup gitti. bir süre öncesine kadar sürekli içimdeki sorular artık yok. kafamda çengellerinden asılı soru işareti kalmadı. var olanlar havada uçuşuyor. bakalım ne zaman beynime saplanacaklar. noktaları ne zaman gözümün önünde uçuşmaya başlayacak.

"baharda meyve bahçesine gel.
orada ışık ve şarap ve narçiçeklerinin
içinde cananlar var.

gelmezsen, bunlar önemli değil.
gelirsen, bunlar önemli değil." mevlana


geri sar:
güçlü erkekler olmadı hiç, elektradan ziyade ödip yaşamamın nedeni bu sanırım. şimdi güçlü kadınlarım da ölüyorlar. ölmesinler demiyorum, bana bir şey söyleyip gitselerdi sadece. bir asıra yakın hayatlarında çözdükleri bir şey. şimdi ben yine kendi başıma öğrenmek zorundayım. yine başlara yakın biryerlerden başlamak. ekleyebilirdim oysa üstüne bilgilerimi. ne garip, önceleri büyük kadınlarımın deneyimlerini hor görürdüm. şimdi o deneyimler hayatın anlamının sırları gibi. küçük parçalar, birleştirebilirsem eğer kolaylaşacak yolum. formülün bir kısmı. tamamını bilmediğim ve sonucunda neye ulaşacağımı dahi bilmediğim, bir sonucu olup olmadığını bilmediğim, eşitliğin iki tarafında da binlerce bilinmeyeni olan bir denklem. değerini bulup sildiğim bir alfabe dolusu harf ve yerini unuttuklarım. dağınıklığım tüm benliğimi ele geçirdi sonunda. şimdi başlasam bir şeyleri değiştirebilir miyim?

"ham, pişkinin halinden anlamaz,
öyle ise söz kısa kesilmelidir
vesselam." mevlana


bütün vitamini kabuğunda...

Hiç yorum yok: