2009-12-10

akla zarar aforizmalar


gözlerini kapatman, duymanı engellemez.

lafın tamamı aptala söylenir...

2009-12-09

kafa kovalamaca


"önce bir kafa üstü düşeceksin sonra anlayacaksın" dedi..
"önce bir o kafa ağrıyacak sonra ağlayacaksın" dedi..
"önce bir kalmayacak ki sonrayı bulacaksın" dedi...

lafın tamamı aptala söylenir...

2009-04-16

island blues


koop'tan tüm kaosa geliyor;


hello my love
it’s getting cold on this island
i’m sad alone
i’m so sad on my own
the truth is
we were much too young
now i’m looking for you
or anyone like you

we said goodbye
with the smile on our faces
now you’re alone
you’re so sad on your own
the truth is
we run out of time
now you’re looking for me
or anyone like me

na na na na…

hello my love
it’s getting cold on this island
i’m sad alone
i’m so sad on my own
the truth is
we were much too young
now i’m looking for you
or anyone like you

lafın tamamı aptala söylenir...

sen üzülme ben varım=P


güneşin enerjisini üstümden çektiği anda başlıyor yalnızlık hissi. hissizliğin hissi, bir saçmalama dürtüsü. bencilliklerle örtülü dünya, battaniyenin altı sıcak, kimse burnunu bile uzatmak istemiyor dışına. tir tir titriyorum.

kimsesiz değilim ki ben, hep kendim var. bir de kedim var, varla yok arasında, kediliğinin bile farkında değil. kendi kedimi yanımda götüremiyorum gittiğim yere. titriyorum.

sonsuz değilsin dünya ama çok yalnızsın, kendin yok. yarılıp, patlayıp, batıyorsun günden güne. bırakın da yaşayalım be.

sigaranın külünden böcek diye korkmak, korkmak, korkmak. kim ki bu insanlar, yalnız değilim ki ben, hep kendim var, titriyorum.

hiç solmasa çiçekler nasıl olurdu. bi kıymet bilme olgusu ya kaybetmek. insanlara nasıl yerleştiyse sürekli var olanın değerinin bilinmeyeceği. var olana kıymet vermemek matah olmuş. hadi canım oradan.

neyse uzatmayalım. ne de olsa;

lafın tamamı aptala söylenir...

2009-04-13

dalga denizde olur


coşkun bir denizi zaptetmeye çalışır dalgakıran. coşkun bir denizi zaptetmek zordur, dalgakırana. dövülür, dövülür. dalga kıran aslında dalgaları kırmadan geri dönmeye ikna etmeye de çalışabilirdi ama mizacına ters işte. beton bir ruha sahip. dalgaların tek amacı biraz dalga geçmek, esprili çocuklarıdır denizin, dalgalar. haşarı, köpük köpük, bir şeyler olmuştur biryerde de ondandır arsızlıkları aslında. ama işte dalgakıran. kendilerine katılmaya ikna edemezler dalgalar karaları, dalgakıran izin vermez birlikte oynamalarına. karaların çalışması lazımdır, oyuna katılmaya izin vermeyen anneleridir dalgakıran. karalar insanlara çalışmaktadır. bir uygarlık tarihi dersleri vardır ki karaların, çalışmaları hiç bitmez. deniz doğası gereği sıkkın.bir kaç gemiyi kendine katarak eğlenmeye çalışır. korsan gemileri en sevdikleriymiş bir zamanlar. deli sıkkınlığıyla aldığı birkaç güzel şehiri de kendine almayı başarmanın zaferiyle. denizin çarpma üzerine dağılma özelliği vardır. bileşme özelliği de karalardan sıkılıp oluşturdukları deltalarda gözlenir. istedikleri her an karayla oynamaları koşullara bağlı gelişir. önce güneşle anlaşmaya varmalıdır yeterli ısıla ulaşıp buharlaşabilmek için, sonra gökyüzünü ikna etmelidir bulutlanmaya. rüzgarla anlaşmalıdır kendisini sürüklemesi için, uygun alana yağabilmek için. sılgınca sırılsıklam bırakır karaları, usanmadan yağar, kaybı büyüktür ama olsun, oyuna değer. artık dalgayı ne kırar bilinmez.

lafın tamamı aptala söylenir...

2009-04-11

ana rahmine dönüş hikayesi


annenin göbeğine sıkıca kafayı bastırıp;

- ben geri girmek istiyoruuummmm...
+ salak, öyle bir şey olabilse şimdiye kadar bir milyon kere geri sokardım seni.
-+ heuehueheuheueheu

lafın tamamı aptala söylenir...

2009-04-08

sabahın beşine kadar zombi defedenler için


yeni, yine, yeniden, yoruldum.

lafın tamamı aptala söylenir...

akıl oyunları


bir dalganın ucundan yakalamaya çalışmak. bir dalganın köpüğünün en güzel yerini tutmaya çalışmak. resmedilince mümkün gibi duran bir şey. güzel bembeyaz köpüklerin tüy gibi olmalı hissi. bir tavşanın kuyruğunu tutmaya çalışmak gibi. bembeyaz, yumuşak. kırılma noktasının sonsuz kalması isteği. yansıyan güneşi hafızada tutmaya çalışmak.

bir bulutun üzerinde uyumaya çalışmak. sağa sola döndükçe sonsuz bir sarmalanma hissi. elyaflarca bulut. turunculaşan güneşi hafızada tutmaya çalışmak. gökyüzünde sahiller hayal etmek. buluttan kıyılara vuran turuncu dalgalar, bir dalganın ucundan yakalamaya çalışmak.

lafın tamamı aptala söylenir...

2009-03-27

soluk


bir soluk al sevgilim. bir soluk al sadece benim için. ben alamıyorum.. senin ciğerlerin dolsun ki nefes aldığımı hissedeyim. suni teneffüs sevgilim.
bir soluk al sevgilim, bi soluk da benim için. ben dolduruyorum ciğerlerimi dumanla.
bir soluk al sevgilim. bir soluk renk gibi al ki, solsun içim.
bir soluk al sevgilim. yorgun ciğerlerimiz bayram etsin, dostluğumuz pekişsin.
bir soluk al sevgilim. derman olsun dizlerine. soluk yüzüme kan gelsin. dudaklarım kızarsın.
bir soluk al sevgilim. soluk olma benim için. parlıyorsun çok zaman, hep öyle görmeliyim.

miden bulanır ama kusamazsın ya...

2009-03-25

sorguç



kimi zaman olur böyle garip bir yalnızlık peşine düşer insan. kimse yalnız değilken. yalnızlığa hasret kalınır. yalnızlık gelir dayanır çeşitli kapılarına insanın, sıkılırsın ya. miden bulanır da kusamazsan zorlama, uyu. zamanlardır yazamıyordum. yazamamamın nedenleri vardır, henüz bilemiyorum. bunun da iyi bir yazı olduğunu iddia etmek abesle iştigalken, çeşitli işgallerdeyim. işgal ediliyorum. soğuk havaları sevmedim, oyun havası değil hiç.

alkol üretimsiz bir tüketim. hiçbir şeyin hammaddesi olamayacak kadar ziyan geliyor bana. bir bira açıp içememek. ama diyorum "sen" olsan şimdi ne biçim olurdu kafam. neler yazardı ellerim. klavyede akardı. beynime yetişirdi ellerim, hızlandıkça ben keyif artardı. en son derdim ki yayınla... derken boşalmak...

miden bulanır ama kusamazsın ya...

2009-03-01

anarşistleşmenin kısa tarihi


ÖLÜM

ölülerin ruhlarımızı çalmaya çalıştığını öğrendim. bundan eminim ki artık; yaşama sahip olmak bir "şey"in sahip olabileceği en muhteşem "şey". arabanın arka koltuğundan izlerken kafama yansıyan dünyamı.. içime bir ağırlık çöktü hiç bilmediğim bir yerindeydim çok iyi bildiğim bir şehrin. inanılmaz bir şeyler çekildi içimden.. ruhum emiliyordu içimden. ağırlaşan kalbim atmak istemiyordu. çok garip bir cami.. ben camilere hep cenazeler için gittim. yaşım büyüdükçe sıraları ve önemleri artan cenazeler için. ölüm ne garip bir his. korkuyorum.. bildiğin utanmıyorum, korkuyorum. ya buralarda ımmm.. neydi onun adı? böyle hani cenazelerin koyulduğu yer. ne canezesi ya ceset.. yok ya neydi? hah. mezarlık da yok ki buralarda... kafayı kaldır geldiğin yola bak... kocaman bir mezarlık. taşları bir canavarın sağlıksız dişleri gibi bitiyor topraktan.. ruhumu emiyorlardı az önce ölüler. sahip olduğum şey ve onu kullanış şeklim yüzünden benden nefret ediyorlardı. sahip olduğum zaman ve bunun farkında olmayış şeklim yüzünden. soğuk bir arabanın içinden ruhumu çalmaya çalışarak.

küfür, ruhun yelpazesidir...

anarşistleşmenin kısa tarihi



GÖLBAŞI BİR ŞEKİLDE JERUSALEM
gölbaşında bira içme tutkusuyla başabaş bir şeyler. 5 saate yakın bira alacak yer aramaları. ya bira ya pos makinesi yok. jerusalem gibi gölbaşı.. çıkamıyor da insan bu lanet yerden. dönüp duruluyor manasızca. jerusalem, bira yok, pos makinesi yok, para yok.. çıkış yok.. içki satışına ket vurulmuş. kızgınım.

dolaş dolaş, hızlan, yavaş... arabaların içinde. uzanıp arka koltuğa, elinde sigara... bira ara. ara ki bulasın. tam beş(5) saat. ara ki bulasın.
-aa.. galiba bira var burada.
-buradan bira mira almam ben. bas abi şehre dönelim...

küfür, ruhun yelpazesidir...

2009-02-24

inkar


inkar, doğrunun ispatıdır. olmayan bir şey inkar edilemez. kelime anlamı olarak inkar var ve doğru olanın ispatıdır. olmayan şey inkar da edilemez.

ateizm üzerine çıkarımlar.. kafa güzel idare edilsin. böyle dedim böyle yapılsın.

küfür, ruhun yelpazesidir...

bazen söylerim


"mağrur olma padişahım, senden büyük allah var"

küfür, ruhun yelpazesidir...

2009-02-21

haftanın ruh hali





küfür, ruhun yelpazesidir...

2009-02-14

don't let me be misunderstood


nina simone' dan günlerce dinlenilesi...bak dinle mesela hadi.. yanda bir yere koymuş olmalıyım...

baby do you understand me now
sometimes i feel a little mad
don't you know that no one
alive can always be an angel
when times get tough


i'm just a soul whose intentions
are good
oh lord please don't let me be misunderstood

baby i'm so carefree
with a joy that's hard to hide
and sometimes it seems
that all i have to do is worry
you're bound to see my other side



if i seem edgy i want you to know
i didn't mean to take it out on you
life has it's problems
and i get my share
and there's one thing i never
meant to do
cause i love you

oh oh oh baby don't you know
i'm human and i feel pain like anyone
sometimes i find myself long regretting
some foolish sinful things i've done



küfür, ruhun yelpazesidir...

kavuniçi değil, portakal rengi...



sabah kalkmaca.. iş hayatına atıl, öğlen çık kafanı kır..çılgınca gez arabayla, abuk sabuk nere varsa..zaman sonsuz değil insan oğlu için akıp gidiyor. yine böyle dondurmuş zannederken hayatı.. akıp geçti zaman...kafam gibi.. araba eve iki durak uzaklıktaki.. ama gerçekteeennn uzaklıktaki bir yerde bozuldu... eve yürümece..

bütün gün hava bildiğin (senin) saçmaladı. dolu-güneş-sağanak combosunu literatüre geçirdi.... araçtan indiğimde sanırım saat 16:20 civarıydı.. mesanem artık patlamak üzere.. ama hayatın gerçekleriyle yüzleş dostum.. alman gereken çok önemli bir dereotu var.. anne telefonda dereotu ister ve benim mesanem artık bana dar... yürüyemiyorum.. rahmimde balon var gibi...ama dereotu. evet hayatın gerçeği. önümde çılgınca yağmur bulutları.. mevcut üstüme çiselemekte..arkamdan vuran kocaman ve masmavi gökyüzünün ortasında yüzümün bir kısmını yakan güneş.. yürü...dereotu tekrar aklıma geliyor... market time.

şimdi aldık tamam biz bu dereotunu., ben icetea de içmez miyim yaww. içerim. bi de sigara patlatalım ..aaa ekspres kasa bu gün o kadar da açık değil. hemen görevliye seğirtmece...
- ya pardon kasa açar mısınız...
+ hımmm... kim var şimdi arkadaş orda (sesleniş)
? yemeğe gitti...(cevap)
- hım o zaman tuvalet nerde?
+ ben yardımcı olayım...
- teşekkürler=)


merdivenlerden inin solda her tuvalet gibi bu da.. hayatımın en zevkli anlarından birini, bir marketin tuvaletinde yaşayacağımı bilemezdim.. işemek dostum, heyecanlanma öyle... hiç bitmyecek mi acaba rezil oluyorumm... sakince çıkış..malları alış ve eve dönüş...

sevgililer günü geyiği...iş bu geyik babannemin beni aramasına vesile olmuştur. bu günün benim için anlamı şu bak;
- aa babannecim merhaba
+ sevgililer günün kutlu olsuuunn...
_ hahaha senin deeee..=))
+ naapcaksın bugün..
- işte kız kardeşle buluşcam, eğlencez kızkıza..
+ hımm. tamam sana parfüm aldım..
- efendim?
+ sana parfüm aldım sevgililer günü hediyesi
- aaaa??
+ evet. bir ara uğra da al, senin ve tüm arkadaşlarının sevgililer gününü kutluyorum..
- teşekkür ederiz babannecim..(iç ses: sen biraz olayı yanlış anlamışsın..ama teşekkürler=))

hımmmmm...

bugün cami ve kerhaneyi yanyana görmüş bir insanım ben.. şimdi tutmuş aşktan mı bahsediyoruz.. hangisi.. ilahi mi.. maddi mi.. manevi mi??? kafasını sktimin romantikleri.. yağmurda yürüyorlar... işte türk aşk anlayışı.. benim için ne çilelere katlancı..böyle bir çilecilik anlayışına dayalı aşk hayatları.. gtün doncak pzvenk... çok romantiksiniz gerçekten...canlarım.

günlercesine bir gün geçirmenin içinden..temizlenmiş mağaramda.. sigaram ve icetea.. bir kaç saate kadar dışarı çıkmalıyım..mutluluğu pençesine atılmak istiyorum..


küfür, ruhun yelpazesidir...

2009-02-09

sonsuz ke(a)re sonsuz kaç eder?


hiçbir şey istemediğine kanaat getiren insanların kaderidir, sahip olmak. neyi istemediğini düşünürsen olur. içkiyi bırakmaya karar verirsin, bir arkadaşın elinde tekila şişesi kapına dayanır.. aşktan dilin yanmıştır, biraz aşk istemezsin, mutlaka o dönem çok hoş insanlar girmeye başlar hayatına.. bunun murphy ile alakası yok. buna hayat denir ve nereye çekersen oraya gelmez, nereye itersen oraya gitmez.

hayret
adalet
yalan
asalet
tiyatro

sonsuz kere sonsuz, sonsuz kare sonsuz...

somurtup oturmak da tercih edilebilir, somurtanın nedeni olmak da, somurtanın soytarısı olmak da.. hayat ve insan beyni ve yabancılaşma. üst üste söyleyince bütün kelimeler anlamını yitirir mi gerçekten? o zaman acı çekmemenin yolu olabilir mi bu? kim yer ki bunu?
loş odanın ortasında kocaman bir bitki, hayır hayır ben değilim... her kış çılgınca yaprak süren, her yaz bir iki tane güzel beyaz çiçek açan bir bitki.. hayır hayır ben değilim... ben çılgınca yaprak sürmem kış mevsimi, besiye çekerim kendimi, göbek yaparım, yağlanır yayılırım, kocaman kalın kazakların, battaniyelerin altına gömüp kendimi ısınırım. yazları, evet yazları da çiçek açmam bir iki tane, ruh halim el verdiği kadar mutlu olurum... bahar severim ben, her baharı severim misal. ilk son farketmez hep bir umut, hep bir değişim, gelişim.. filizler veren toprak olurum, çiçek döken ağaç, her türlü yağan yağmur, sövemediğimiz...



küfür, ruhun yelpazesidir..

şalter


tam tadında bir pazartesi sabahı, yağmurlu ankara, en sevdiğimden. ruhum sakinleşti sanki, hırçınlıklarım azaldı.. bi rahatlama, arada karışan kafaya "boşver" diyebilmenin sakinliği. nescafe, çay, ıhlamur.. ne bulursam içeyim tiradı. alkol almayacağım diye evi sıvı doldurdum, fincanı taştan oydurdum ve tahmin edilebileceği gibi içine de bade koydurdum. geyikliğin doruğundayım.
aklıma gelen binlerce şeyden hiçbir şey çıkarıp yazamamaktayım. ama sanki ufaktan planlarımı gerçekleştirme yolunda, en azından kararlılık yolunda atılan adımlardan memnunum. böyle de sanki benim kararlarım için başkaları adım atmışcasına bir anlatım oldu.
sevgili günlük mode off..

şalter açılır..çatt..

yoğun bir sıcak çikolatyaya dökülen sütün sarmal olarak karışmaya başlamasını izliyorum gözlerimi kapatıp. kısaca koyuluğa ve yoğunluğa karışan daha açık renk ve daha az yoğun seyreltilmiş duygular.
öylesine garip ki bu günün ışığı, gözlerimi kısarak bakıyorum hayata, arada bir kapalı tutmam gerekiyor. ve işte yine bir bardak sıcak çikolataya yavaşca süt karışıyor.
bugün turuncu yok etrafta, belki yağmurdan, her şey toprak ve yaprak koktuğundan, bugün kahve ve yeşil hakim ruha.

sahibinden, ihtiyacından...

2009-02-07

bırakanlar ve bırakılanlar için


alkolü bırakma kararı almakla başlayan deneyimler silsilesi. hafızamı tamamen kaybetmeden bu noktaya gelmiş olabilmek iyi.
sanıyorum bir haftadır kendimi bir türlü toplayamıyorum. o kadar çok şey oluyor ki, önemli önemsiz -ki ben bunları birbirinden ayırd edemeyen biriyim- kararlar almaya ihtiyacımız olan şu günlerde inanılmaz derecede verimsizim.

sosyal hayatım saçmalıklar üzerinde ilerliyor. eve kapanmak çözüm değil, evden dışarı çıkmasam, dışarıyı eve getiriyorum. belki sadece bu olduğum insanım ben, belki buyum ve değiştirecek bişey yok. ama bunun kararını veremeyecek kadar bir akşamdan, geçen haftadan kalmayım.

bilemedim. bıraktım..

sahibinden, ihtiyacından...

2009-02-02

istanbul


peyk şarkısı....bişi demicem ya..


Ah istanbul
Sen de beni unutmuşsun
Adım çıkmış hatırından
İstanbul,istanbul,istanbul

Ah istanbul
Sen de biraz tozutmuşsun
Üstün başın darmadağın
İstanbul,istanbul,istanbul

İstanbul yüzüme ah bi bak
İstanbul yüzüme ah bi bak
Bir bak n'olur
Anla beni
Anla anla anlat bana da

Ne kadar kalleşsin ah dünyam
Tutmuş sana aşık olmuşum
Ama olsun
Aldat beni
Aldat aldat aldat
Ölene kadar.....


sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-22

ne var ki..


ne var ki yine içiyorum, saat bu saat.. müzik dinlemek ruhun gıdası, ben migrenin kucağında öylece sallanıyorum, deli gibi, uyutulmaya çalışılan bebek gibi, dindiremedikçe kendimi, içiyorum. uzun uzadıya uzaklara gitmeliyim yine, ciddi mesafeler kat etmeliyim. sanki beynime hiç oksijen gitmiyor. sonsuzluk yok, küçücük odada kapalı kaldım. mağaram çok hazin bu gece. bu gece mağaramda olmaktan çok da mutlu değilim sanki. mağaram ele geçirilmiş de ben bir köşeye kıvrılmış gibiyim. rahatsızım, anlıyor musun? rahatsızım. ekrana bakamıyorum bile. ışık ağrılarımdan yana bu gece. bu gecenin yok belki bir farkı diğerlerinden, yine de iyi değilim pek ben. hemen şimdi, küt diye uyuyabilmek isterdim. yattıkça ağrım arttı, engel olamadım, olamıyorum. en iyisi içmek.üç gün işten başımı kaldıramayacağımın stresi midir, nedir bu lanet ağrı. uzun zamandan sonra yeniden peydah olan rahatsızlıklardan tiksiniyorum. bir şey olmayacak sanılanın ani vuruşu, hayat gibi. beklenmedik ağrılar bütünü. nereye koyduysam aklımı geri başıma gelsin istiyorum, tipik dağınıklığımla bulamıyorum. bulamıyorum.

sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-17

kızkardeş'e mektuplar


evet saat bu saat ve ben içmeye başlıyorum. ilk yudumu sevgili kız kardeşim için aldım, keşke yanımda olsaydın. hani diyordum ya; hayatımda biri olmadan yazamıyorum, fikrimi değiştirdim. kafam iyi olmadan yazamıyorum, bir de bu düsturla deneyeceğim. alkolizme giden yol votka-bulldan geçer.
kafayı dağıtamıyorum sevgili kız kardeşim. olmuyor. keşke yanımda olsan. şimdi senin mutluluğunla mutlu olma zamanım. kendimi iyi hissdetmeme neden olan şey sensin. uyuyorsundur şimdi sen yedi tepeli bir şehirde, ben bildiğin mağaramdayım. uyur uyanık baygınlık gecesiydi yine. şimdi de ertesi günün sapkınlığındayım.

and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy
and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy
and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy
and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy

dinliyorum, sen yoksun. sahibimden, ihtiyacından satılığım. kul ahmet'in ceketiyim=)
sonsuzluğu düşünmeye çalışıyorum, kocaman galaksiler içindeki "ben"i. yalanlardayım.. hayatımın dizginlerini bir tutup bir bırakıyorum. gemi azıya aldım, hırçınlığımı dizginlemeye çalışıyorum. bir gece var ki seninle bu mağarada asla unutmayacağım. ben giyiniyorum dişarı çıkmak için, sen sürekli şarkılar indiriyorsun, dinliyoruz, patlıyoruz. muhteşemliğini anlatamam. şimdi bu sandalyede aslında ben oturmuyorum, ben hemen yanda makyaj yaparken dans ediyorum, sen oturuyorsun burda ellerin havada, tempo. gözüm dolmuyor şimdi ama biliyorsun, taşikardi. önce hüpletiyorum, sonra gümletiyorum kalbimi. iki gün şehr-i ankara'yı terketmene gelmiyor değil mi? belki bunu okurken, belki bunu okursan, bana kızacaksın. kızma.




sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-15

one more minute


authority zero'nun inanılmaz şarkısı. bana sabah babamın arabasında modern sabahlar dinleyerek havuza gittiğim dönemleri anımsatıyor 90'ların sonuna yakın olsa gerek. şöyle ki;

one more minute
i'm going back to where i came from
so far away, but not so far from home
where i lay my head down by the sea
i'm going back to where'd go
so far away, but not so far from home
where i'd rest, where i'd lay so peacefully

but by the way,
i want a break, and want to put this stress aside
but above all things i want to lay by the oceanside
the ocean waves, no other way, get away
well i'm finding!
oh no, my daily worries want to drift away, fine!
dying and trying just to find some sort of piece of mind
now's the time, to get away, i'm going away!

no other place to go, i've got to get away, let's get away! away...

one more minute, the beaches san diego,
one more minute!
one more minute, the beaches mexico
one more minute!
one more minute, we kick it back poolside
one more minute, and we're down by the oceanside
one more minute, one more minute, one more minute!

so far away, and dowdy on the beach
i want to clear my head and bake it in the warm sunshine
want to relay relaxation
with the horizon straight away
and a ring around my arm from a long day, of making angels in the sand
pacifico in my hand!

no other place to go, i've got to get away, let's get away! away...

the sunshine in my eyes, and the flamenco in the skies
the only way, you'll ever know, is to go, is to go!

şimdi ben bu herifleri biraz daha inceledim. şarkıyı dinlerken stüdyoda seslerle oynandığını düşünmüştüm. sonra bir livelarına rastladım ve hayatım değişti, adamın sesi gerçekten böyle kendinden.

sahibinden, ihtiyacından...

bazen söylerim


"rüzgarıma kapılma, çeşidim olursun."
hey yavrum hey beaaa.....

sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-14

bölye bir değişik bir şeyler..


yalnızlığımı ne kadar sevebilmişim bu sürede, şaşkınım.. kız kardeşim, ben de senin gibi kendime yeteri kadar zaman tanımadığımı sanmıştım ama yanılmışız. senin için benden ileri.. şimdi yine kimse duymadan bir hayatın içinde, kabuğuma yavaşça çekilirken, bunu yaparken de bir masanın üstündeki salyangoz gibi kendimi masadan aşağı atmaya çalıştığım da oluyor. kabuğumda kedi pençesi yarıkları.. sanki yüzyıllardır var. kabuğuma sarılmış yosunlar, sarmaşıklar.. belki öylesine büyük ve belki ölesiye küçüğüm. görecenin dibine vurmuşum, bir yerlere doğru sürünüyorum, başım dik, antenlerim dik...kabuğum yeryer bünyeme batmış, acım nasırlanmış, kanama yok, acı daha çok. arkamda bir iz bırakmanın, ne iyi ne de kötü olduğunda bir fikrim olmayarak, sadece yaparak ilerleyen salyangoz. üstünde yosunlar.. ama sana kuzeyi sunamazlar. güvenilirliği olan herhangi bir şeye sahip miyim bilmiyorum. sarmaşıkların çiçekleri muhteşem ve büyük, öylesine güzel kokarlarken, nemiyle kabuğumu yumuşatarak batan dikenleriyle, koca bir osmanlı saltanatı gibi. şimdi yine, ne güzel ki kendimle, kendimin içinde, yolların birinde, birşeyler yakalayabilmek için tüm bildiklerini unutup yenisini deneyenler için, asla best olduğunu görmeden yeni level geçmeyeni. bazı idealler saçmadır ama bazı idealistler daha da saçmadır. kendimi tercih edebildiğim bir gün yaşamanın haklı huzuruyla aranızdan ayrılırken, yapımda ve yayında emeği geçenlere teşekkürü bir borç bilirim. sonsuz kıvrımların içinde düzbir çizgi arayan insanlar olması. hayret! neden bu keskinlik? bırakalım kıvrılsın duman gibi, ne güzel değil mi? dalgalar gibi değil mi? deniz yıldızları gibi, kuru olmadıkları zamanlarda o kadar da köşeli değil hiç bir şey doğada, insan mantığı kadar, kırılgan. sürekli idare edilmesi gereken bir sevgili gibi.............unuttum=)


sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-11

haftanın ruh hali


sahibinden, ihtiyacından...

kafa kovalamaca


sabah hatırlananlar;
daha bara girerken, kocaman ve ince topukların üstünde duramamak ve düşmek.. gece üçe kadar dans edip gülmek. hahah kafayı öyle bir bulmak ki bankamatikten para çekememek.. taksicinin taksiye geri taşıması... o "ne alaka" kafayla gecenin bir yarısı misafir olarak bir eve gitmek ve zigonları kırmak.. öyle utanmak ki ağlamaya başlamak... eve dönene kadar susmamak, evde de susmamak. uyanmak, çay, sigara..

akşam farkedilenler;
ayakkabının topuğu kırılmış, dizler yara bere, bardan çıkış hala muamma... ağlamaktan gözler şiş, eve dönünce bi de votka içmeye çalışmışım, "pantolonum nasıl?" diye sorduğum insan "iyi iyi en azından düşünce bacakların çizilmez" diye cevap veriyor. tüm gün geceyle ilgili hatırladıklarım ve hatırlayamamam aklıma geldikçe utançtan gözlerimi kapadım. telefonumu zigonlu evde unutmuşum.. sabah hala odamdan banyoya yürüyemeyecak kadar sarhoştum. neden koltuğun kendisine değil de koluna oturmaya çalıştığımı ve zigonların üstüne kaydığımı bulamadım..bir film indirmişim sanırım bir ara onu gördüm, şaşırdım... hiç bir fikrim yok ne olduğuyla ilgili...

sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-10

sahibinden ihtiyacından...


batarken güneş ardında tepelerin, kısa yolculuklar ve iş halletmeler. tütsülemek arabanın içini. aslında soğuk biliyorum. ama önemi yok. güzel hissediyorum. güneş sadece bir kısmını kavuruyor yüzümün. susadığım anda su içebilme özgürlüğüm çok kısıtlı. tam dört saat boyunca bir insanın hayat hikayesi seriliyor önüme. bazı anıları kafamda canlandıramıyorum bile. anlamadığım bambaşka bir dünya açılıyor önüme. batarken güneş ardında tepelerin. soğuk, buzlu kahve ve karamelli topkek eşliğinde tansiyonumu ve şekerimi düzenleyip devam ediyorum. evde plan değişiklikleri, soğuk çay ve sigara. hayatta eğlendiğim zamanlar kategorisine koyuyorum. bir tartıyorum. hoş bir ağırlığa ulaşıyor. çok yorgun olmama karşın, cumartesi öğle sonrasını evimin dışında karşılıyorum. daha da yoruldum evet, daha yorulucam. ama mutlu olucam. batarken güneş ardında tepelerin, üzüm suyu içmem lazım. oturup bir büyük votka içecek kıvama geldim. merak etme ayakta da içebilirim.
şimdi tam olmak istediğim yerdeyim. battı güneş ardında tepelerin, ben kuytu mağarama geldim. tavanda deli lambası, sürekli tepemde bir kamera var gibi. kendimi müziğe emanet ettim. değiştiremiyorum bir deneyeceğim... başardım, arada bir an ne dinlemeye karar verdiğimi unuttum ama başardım. sigarayı söndür. bu gün kültablası gibi değilim, bir kültablam var. kedi koltuğu da değilim. kucağımda klavye...hopp çay. sonsuzluklar aleminde bit zerreyim yine. dünya kocaman. "şaşırtın beni" diye geçiriyorum içimden. hala mağaramdayım. benden başkası yok. yoksa var mı? offf.. batarken güneş ardında tepelerin..şimdi bir yol ve bir ışık, belli sıcak bir yere yolculuk. güzel palmiyeler, mavi gökyüzü, bir miktar beyaz sevimli bulutcuk, bob ross, bob marley, ben. gidiyoruz arabanın içinde. biri manzaramı boyuyor, biri manzaraya fon yapıyor. belli sıcak bir yere yolculuk. neden bilmiyorum, kafam çok iyi ama arabayı ben kullanıyorum. zenci kafa sallamasıyla. saçlarım boyatıp kestirmeden önceki gibi, şimdiden biraz daha zayıfım, mavi kot ve botlar, rengarenk bir t-shirt. uzun geniş bir dikiz aynası önümde. batarken güneş ardında tepelerin.

sahibinden, ihtiyacından....

2009-01-05

biliyor musun?


Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı. hey gidi..

bütün vitamini kabuğunda...

2009-01-04

kafa kovalamaca


bazen diyorum; moruk, boşver işi gücü, bas istifayı, git aborjinlerle yaşa. de ki; selam aborjinler ben dostum, modern hayatın sıkıntılarından kaçtım, burada sizinle yaşamak istiyorum. gerçek ihtiyaçlarım olmasını, gerçek sıkıntılara kafa takmayı, bugün ne giyicem derdi olmadan çıplak takılmayı, "yemek buldun ye, dayak buldun kaç" düsturuyla yaşamayı istiyorum.
ben diyorum bunu evet, onlar anlamıyor tabi. önemsiz. bir süre sonra bana alışıyorlar falan, önce yadırganıyorum tabii, izleyerek öğreniyorum, başta hatalar yapıyorum, bir kısmı bana gıcık oluyor, gülüyorlar yaptıklarıma, sonra içlerinden biri dayanamayıp halime bana yardım ediyor vs. çok bambaşka bir hayata geçiyorum.

ben evet, kumsalda kuma basamayan ben..güneşe, böceğe, ota, boka allerjisi olan ben. herşeye üşenip kızkardeşimin de desteğiyle yemeksepeti.com'a dönüşen ben. sıkılıyorum bazen...=)

bütün vitamini kabuğunda...

haftanın ruh hali





bütün vitamini kabuğunda...

something about us


kısa ve öz daft punk eseri. yerde kar, gökte yağmur, ankara'da pazar günü, yolda dinlenilesi.

It might not be the right time
I might not be the right one
But there's something about us I want to say
Cause there's something between us anyway

I might not be the right one
It might not be the right time
But there's something about us I've got to do
Some kind of secret I will share with you

I need you more than anything in my life
I want you more than anything in my life
I'll miss you more than anyone in my life
I love you more than anyone in my life


bütün vitamini kabuğunda...