2009-01-22

ne var ki..


ne var ki yine içiyorum, saat bu saat.. müzik dinlemek ruhun gıdası, ben migrenin kucağında öylece sallanıyorum, deli gibi, uyutulmaya çalışılan bebek gibi, dindiremedikçe kendimi, içiyorum. uzun uzadıya uzaklara gitmeliyim yine, ciddi mesafeler kat etmeliyim. sanki beynime hiç oksijen gitmiyor. sonsuzluk yok, küçücük odada kapalı kaldım. mağaram çok hazin bu gece. bu gece mağaramda olmaktan çok da mutlu değilim sanki. mağaram ele geçirilmiş de ben bir köşeye kıvrılmış gibiyim. rahatsızım, anlıyor musun? rahatsızım. ekrana bakamıyorum bile. ışık ağrılarımdan yana bu gece. bu gecenin yok belki bir farkı diğerlerinden, yine de iyi değilim pek ben. hemen şimdi, küt diye uyuyabilmek isterdim. yattıkça ağrım arttı, engel olamadım, olamıyorum. en iyisi içmek.üç gün işten başımı kaldıramayacağımın stresi midir, nedir bu lanet ağrı. uzun zamandan sonra yeniden peydah olan rahatsızlıklardan tiksiniyorum. bir şey olmayacak sanılanın ani vuruşu, hayat gibi. beklenmedik ağrılar bütünü. nereye koyduysam aklımı geri başıma gelsin istiyorum, tipik dağınıklığımla bulamıyorum. bulamıyorum.

sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-17

kızkardeş'e mektuplar


evet saat bu saat ve ben içmeye başlıyorum. ilk yudumu sevgili kız kardeşim için aldım, keşke yanımda olsaydın. hani diyordum ya; hayatımda biri olmadan yazamıyorum, fikrimi değiştirdim. kafam iyi olmadan yazamıyorum, bir de bu düsturla deneyeceğim. alkolizme giden yol votka-bulldan geçer.
kafayı dağıtamıyorum sevgili kız kardeşim. olmuyor. keşke yanımda olsan. şimdi senin mutluluğunla mutlu olma zamanım. kendimi iyi hissdetmeme neden olan şey sensin. uyuyorsundur şimdi sen yedi tepeli bir şehirde, ben bildiğin mağaramdayım. uyur uyanık baygınlık gecesiydi yine. şimdi de ertesi günün sapkınlığındayım.

and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy
and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy
and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy
and i'm deeply disturbed
and i'm deeply unhappy

dinliyorum, sen yoksun. sahibimden, ihtiyacından satılığım. kul ahmet'in ceketiyim=)
sonsuzluğu düşünmeye çalışıyorum, kocaman galaksiler içindeki "ben"i. yalanlardayım.. hayatımın dizginlerini bir tutup bir bırakıyorum. gemi azıya aldım, hırçınlığımı dizginlemeye çalışıyorum. bir gece var ki seninle bu mağarada asla unutmayacağım. ben giyiniyorum dişarı çıkmak için, sen sürekli şarkılar indiriyorsun, dinliyoruz, patlıyoruz. muhteşemliğini anlatamam. şimdi bu sandalyede aslında ben oturmuyorum, ben hemen yanda makyaj yaparken dans ediyorum, sen oturuyorsun burda ellerin havada, tempo. gözüm dolmuyor şimdi ama biliyorsun, taşikardi. önce hüpletiyorum, sonra gümletiyorum kalbimi. iki gün şehr-i ankara'yı terketmene gelmiyor değil mi? belki bunu okurken, belki bunu okursan, bana kızacaksın. kızma.




sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-15

one more minute


authority zero'nun inanılmaz şarkısı. bana sabah babamın arabasında modern sabahlar dinleyerek havuza gittiğim dönemleri anımsatıyor 90'ların sonuna yakın olsa gerek. şöyle ki;

one more minute
i'm going back to where i came from
so far away, but not so far from home
where i lay my head down by the sea
i'm going back to where'd go
so far away, but not so far from home
where i'd rest, where i'd lay so peacefully

but by the way,
i want a break, and want to put this stress aside
but above all things i want to lay by the oceanside
the ocean waves, no other way, get away
well i'm finding!
oh no, my daily worries want to drift away, fine!
dying and trying just to find some sort of piece of mind
now's the time, to get away, i'm going away!

no other place to go, i've got to get away, let's get away! away...

one more minute, the beaches san diego,
one more minute!
one more minute, the beaches mexico
one more minute!
one more minute, we kick it back poolside
one more minute, and we're down by the oceanside
one more minute, one more minute, one more minute!

so far away, and dowdy on the beach
i want to clear my head and bake it in the warm sunshine
want to relay relaxation
with the horizon straight away
and a ring around my arm from a long day, of making angels in the sand
pacifico in my hand!

no other place to go, i've got to get away, let's get away! away...

the sunshine in my eyes, and the flamenco in the skies
the only way, you'll ever know, is to go, is to go!

şimdi ben bu herifleri biraz daha inceledim. şarkıyı dinlerken stüdyoda seslerle oynandığını düşünmüştüm. sonra bir livelarına rastladım ve hayatım değişti, adamın sesi gerçekten böyle kendinden.

sahibinden, ihtiyacından...

bazen söylerim


"rüzgarıma kapılma, çeşidim olursun."
hey yavrum hey beaaa.....

sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-14

bölye bir değişik bir şeyler..


yalnızlığımı ne kadar sevebilmişim bu sürede, şaşkınım.. kız kardeşim, ben de senin gibi kendime yeteri kadar zaman tanımadığımı sanmıştım ama yanılmışız. senin için benden ileri.. şimdi yine kimse duymadan bir hayatın içinde, kabuğuma yavaşça çekilirken, bunu yaparken de bir masanın üstündeki salyangoz gibi kendimi masadan aşağı atmaya çalıştığım da oluyor. kabuğumda kedi pençesi yarıkları.. sanki yüzyıllardır var. kabuğuma sarılmış yosunlar, sarmaşıklar.. belki öylesine büyük ve belki ölesiye küçüğüm. görecenin dibine vurmuşum, bir yerlere doğru sürünüyorum, başım dik, antenlerim dik...kabuğum yeryer bünyeme batmış, acım nasırlanmış, kanama yok, acı daha çok. arkamda bir iz bırakmanın, ne iyi ne de kötü olduğunda bir fikrim olmayarak, sadece yaparak ilerleyen salyangoz. üstünde yosunlar.. ama sana kuzeyi sunamazlar. güvenilirliği olan herhangi bir şeye sahip miyim bilmiyorum. sarmaşıkların çiçekleri muhteşem ve büyük, öylesine güzel kokarlarken, nemiyle kabuğumu yumuşatarak batan dikenleriyle, koca bir osmanlı saltanatı gibi. şimdi yine, ne güzel ki kendimle, kendimin içinde, yolların birinde, birşeyler yakalayabilmek için tüm bildiklerini unutup yenisini deneyenler için, asla best olduğunu görmeden yeni level geçmeyeni. bazı idealler saçmadır ama bazı idealistler daha da saçmadır. kendimi tercih edebildiğim bir gün yaşamanın haklı huzuruyla aranızdan ayrılırken, yapımda ve yayında emeği geçenlere teşekkürü bir borç bilirim. sonsuz kıvrımların içinde düzbir çizgi arayan insanlar olması. hayret! neden bu keskinlik? bırakalım kıvrılsın duman gibi, ne güzel değil mi? dalgalar gibi değil mi? deniz yıldızları gibi, kuru olmadıkları zamanlarda o kadar da köşeli değil hiç bir şey doğada, insan mantığı kadar, kırılgan. sürekli idare edilmesi gereken bir sevgili gibi.............unuttum=)


sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-11

haftanın ruh hali


sahibinden, ihtiyacından...

kafa kovalamaca


sabah hatırlananlar;
daha bara girerken, kocaman ve ince topukların üstünde duramamak ve düşmek.. gece üçe kadar dans edip gülmek. hahah kafayı öyle bir bulmak ki bankamatikten para çekememek.. taksicinin taksiye geri taşıması... o "ne alaka" kafayla gecenin bir yarısı misafir olarak bir eve gitmek ve zigonları kırmak.. öyle utanmak ki ağlamaya başlamak... eve dönene kadar susmamak, evde de susmamak. uyanmak, çay, sigara..

akşam farkedilenler;
ayakkabının topuğu kırılmış, dizler yara bere, bardan çıkış hala muamma... ağlamaktan gözler şiş, eve dönünce bi de votka içmeye çalışmışım, "pantolonum nasıl?" diye sorduğum insan "iyi iyi en azından düşünce bacakların çizilmez" diye cevap veriyor. tüm gün geceyle ilgili hatırladıklarım ve hatırlayamamam aklıma geldikçe utançtan gözlerimi kapadım. telefonumu zigonlu evde unutmuşum.. sabah hala odamdan banyoya yürüyemeyecak kadar sarhoştum. neden koltuğun kendisine değil de koluna oturmaya çalıştığımı ve zigonların üstüne kaydığımı bulamadım..bir film indirmişim sanırım bir ara onu gördüm, şaşırdım... hiç bir fikrim yok ne olduğuyla ilgili...

sahibinden, ihtiyacından...

2009-01-10

sahibinden ihtiyacından...


batarken güneş ardında tepelerin, kısa yolculuklar ve iş halletmeler. tütsülemek arabanın içini. aslında soğuk biliyorum. ama önemi yok. güzel hissediyorum. güneş sadece bir kısmını kavuruyor yüzümün. susadığım anda su içebilme özgürlüğüm çok kısıtlı. tam dört saat boyunca bir insanın hayat hikayesi seriliyor önüme. bazı anıları kafamda canlandıramıyorum bile. anlamadığım bambaşka bir dünya açılıyor önüme. batarken güneş ardında tepelerin. soğuk, buzlu kahve ve karamelli topkek eşliğinde tansiyonumu ve şekerimi düzenleyip devam ediyorum. evde plan değişiklikleri, soğuk çay ve sigara. hayatta eğlendiğim zamanlar kategorisine koyuyorum. bir tartıyorum. hoş bir ağırlığa ulaşıyor. çok yorgun olmama karşın, cumartesi öğle sonrasını evimin dışında karşılıyorum. daha da yoruldum evet, daha yorulucam. ama mutlu olucam. batarken güneş ardında tepelerin, üzüm suyu içmem lazım. oturup bir büyük votka içecek kıvama geldim. merak etme ayakta da içebilirim.
şimdi tam olmak istediğim yerdeyim. battı güneş ardında tepelerin, ben kuytu mağarama geldim. tavanda deli lambası, sürekli tepemde bir kamera var gibi. kendimi müziğe emanet ettim. değiştiremiyorum bir deneyeceğim... başardım, arada bir an ne dinlemeye karar verdiğimi unuttum ama başardım. sigarayı söndür. bu gün kültablası gibi değilim, bir kültablam var. kedi koltuğu da değilim. kucağımda klavye...hopp çay. sonsuzluklar aleminde bit zerreyim yine. dünya kocaman. "şaşırtın beni" diye geçiriyorum içimden. hala mağaramdayım. benden başkası yok. yoksa var mı? offf.. batarken güneş ardında tepelerin..şimdi bir yol ve bir ışık, belli sıcak bir yere yolculuk. güzel palmiyeler, mavi gökyüzü, bir miktar beyaz sevimli bulutcuk, bob ross, bob marley, ben. gidiyoruz arabanın içinde. biri manzaramı boyuyor, biri manzaraya fon yapıyor. belli sıcak bir yere yolculuk. neden bilmiyorum, kafam çok iyi ama arabayı ben kullanıyorum. zenci kafa sallamasıyla. saçlarım boyatıp kestirmeden önceki gibi, şimdiden biraz daha zayıfım, mavi kot ve botlar, rengarenk bir t-shirt. uzun geniş bir dikiz aynası önümde. batarken güneş ardında tepelerin.

sahibinden, ihtiyacından....

2009-01-05

biliyor musun?


Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı. hey gidi..

bütün vitamini kabuğunda...

2009-01-04

kafa kovalamaca


bazen diyorum; moruk, boşver işi gücü, bas istifayı, git aborjinlerle yaşa. de ki; selam aborjinler ben dostum, modern hayatın sıkıntılarından kaçtım, burada sizinle yaşamak istiyorum. gerçek ihtiyaçlarım olmasını, gerçek sıkıntılara kafa takmayı, bugün ne giyicem derdi olmadan çıplak takılmayı, "yemek buldun ye, dayak buldun kaç" düsturuyla yaşamayı istiyorum.
ben diyorum bunu evet, onlar anlamıyor tabi. önemsiz. bir süre sonra bana alışıyorlar falan, önce yadırganıyorum tabii, izleyerek öğreniyorum, başta hatalar yapıyorum, bir kısmı bana gıcık oluyor, gülüyorlar yaptıklarıma, sonra içlerinden biri dayanamayıp halime bana yardım ediyor vs. çok bambaşka bir hayata geçiyorum.

ben evet, kumsalda kuma basamayan ben..güneşe, böceğe, ota, boka allerjisi olan ben. herşeye üşenip kızkardeşimin de desteğiyle yemeksepeti.com'a dönüşen ben. sıkılıyorum bazen...=)

bütün vitamini kabuğunda...

haftanın ruh hali





bütün vitamini kabuğunda...

something about us


kısa ve öz daft punk eseri. yerde kar, gökte yağmur, ankara'da pazar günü, yolda dinlenilesi.

It might not be the right time
I might not be the right one
But there's something about us I want to say
Cause there's something between us anyway

I might not be the right one
It might not be the right time
But there's something about us I've got to do
Some kind of secret I will share with you

I need you more than anything in my life
I want you more than anything in my life
I'll miss you more than anyone in my life
I love you more than anyone in my life


bütün vitamini kabuğunda...