2008-12-30

aysel git başımdan..


aysel git başımdan
aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum.
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum.

benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
benim icin kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim.
ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.

sevindiğim anda sen üzülürsün.
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
sakın başka bir şey getirme aklına.
aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
aysel git başımdan seni seviyorum...

Atilla İlhan

bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-28

haftanın ruh hali


bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-21

tin ve ten


off.. yorucu ve soğuk günler cumhuriyeti. elimden geldiğince eve kapatıyorum kendimi. yorulmamak ve üşümemek için. yargılanıyorum, yargılamıyorum. sonsuz bir kaos. her şey, her zaman insanın istediği gibi olmamak bir yana yolunda da olmuyor. solukluğun başlangıcı.

"güzel güzel gel de dernege asıl guzelliği getir
biz herkesle hoşuz ama seninle pek hoşuz." mevlana


emilen enerjiyi toplama çabaları, paratoner gibi olmayı gerektiriyor. bazı zamanlar istemediğin kadar elektriğe maruz kalıyorsun. sosyal hayat yolundayken iş, iş yolundayken sosyal hayat. bir terazi oyunu gibi. ortalamalardan hoşlanmayanlar için hiç de ideal değil.

"herkes, defineler elde edecek bir baht arar;
eziyetlere eziyetler katan aşk yeter bize." mevlana



koruyucularının zamana yenik düşmesini hissediyorsun. saygı duydukların, sevenlerin -özellikle yaşça büyük olanlar- zamana yeniliyorlar. bir süre sonra benim için tanrıyla konuşan kimse kalmayacak.

"oysa sırlarım çığlıklarımdan hiç de uzak değildir benim.." mevlana

konuşalım mı?

canımı yakan bir şey olmadığı için teşekkür ederim. endişelenecek bu kadar çok şeye sahip olduğum için de. ama endişe çok yorucu bir his. ben bunu yaşamaktan çok yoruldum. sıra sıra dizilmişler hayatıma irili ufaklı dikenler. görüyorum ben çıplak ayakla, bu hippie tarzıyla, yürümeye devam edersem, yolun sonunda ayaklarım kalmayacak. yıllarca kalmasın ayaklarım kalbim ve aklım bana yeter düsturuyla yaşamanın bana kattıklarını inkara yeltenmiyorum. ama korkumdan hayata yeltenemiyorum.

"bir adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor. iğne ucu ile diken başını arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile ıslatır. ayağa batan dikeni bulmak bu derece müşkül olursa, yüreğe batan diken nicedir? cevabını sen ver! her çer çöp (mesabesinde olan,) gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el uzatabilir miydi?" mevlana



tüm saçmalıklarıma karşın muhafazakar biri olduğum için yaşadığım çelişkiler. odamda bir kalemin bile yerini değiştiremiyorum. dinlediğim müzik tarzını değiştirmem ya da içine yenilerini katmam bir senemi alıyor. okuduklarım desen ha keza. "değişmeyen tek şey var, değişmenin kendisi", bir de ben diye ekleyebilirim yanına. bunun bir nedeni var elbet. değişimimi köstekleyen, geçmişten geleceğe uzanan endişelerim. şimdinin endişeleri içinde değilim. "ne oldu?" değil, "ne olacak?" endişelerim. var olanların çözümsüzlüğü içinde sıkışıp kalmak. aslında insana bireysel anlamda bağlı olmayan kılçıklar. kendi önümdeki balığı ayıklayıp yiyebilirim ama "hatırım için şundan bir ısırık al"daki kılçıkları öngöremiyorum ki. bir yiyorum, uğraş dur kılçıkla. yani benim güzel annem, her şey elinde olmuyor insanın, ben de elimde olmayanlardan hoşlanmıyorum ve hatta korku duyuyorum. bir nevi kontrol hastası olabilir bu garip bünye. hem kendini bu denli kaybedip, geçici hafıza kayıplarına yenilip hem de "kontol" diyorum.

"şu akıp giden kum seline bak
ne durması var ne dinlenmesi
bak dunya nasıl değişiyor
atıyor başka bir dunyanın temelini" mevlana


hatırlamamak üzerine delice bir delileme:
başlangıcı için bir tarih daha doğrusu bir milad verebilirim ama vermeyeceğim, kendime bile çok sık itiraf etmediğim bir zaman. ilk o zaman yitirdim hafızamın bazı kapılarının yerini. korku dolu geçen birkaç ay. ne oldu?, ne konuştuk?, a beni mi aradın? ne dedim peki? bu çok kötü bir süreçti. ben de yardımcı oldum kendime hatırlamamak için doğrusu. alkol vs... insanlara aynı soruları kaç kez sordum ve kaç kez aynı konularda konuştum bilemiyorum. neyse sonra düzeldi, yani en azından ben düzeldiğini düşündüm. şimdi tekrarlıyor. korkuyorum. korkuyorum çünkü hatırlamadığım için çekilmez bir insan oluyorum.


"sevgilim baş çeker, naz eder, kararsız kor, gamlara atarsa beni,
bir kerre bile 'âh!' demeyeceğim inad için, âh'a da kızmışım ben..." mevlana


sanırım biraz da bunun geçmişinden bahsedeceğim, kendi geçmişim hakkında "iyi" olan hiçbir şeyi hatırlamayarak başladı. ben umursamadım, insanın doğası diye düşündüm, kötüleri hatırlamak ve belki de iyi bir şey yok. eski resimlere bakıp gülümsediğimi gördüğüm her zaman şaşırdım. mutlu bir çocuk muydum? bilmiyorum. ama daha saçmaları da var. geçtiğini düşündüğüm daha saçma bozukluklar. tekrar etmemeleri, etmeyecekleri anlamına gelmeyen bozukluklar. hatırlamadığım imajlar kafamın içini meşgul edebilen. tecavüz. gerçekliğinden emin olmadığım anılarım. rüyalarım ve gerçekler arasındaki çizgiyi kaybettiğim zamanlarım.


"ne kadar zaman arayacağım seni ev ev, kapı kapı?
ne kadar zaman köşeden köşeye, sokak sokak? "mevlana



bunun için hiçbir şey yapmadığımı sanma, yaptım. sonuçta çok sağlıklı çıktı ruh sağlığım. inanmadım ama kabul ettim. kim sağlıksız olmayı kabul eder ki? içimde hep "şimdi, tam şu anda başlasam, bir şeyler değişebilir mi?" sorusuyla. bir kussam geçer mi?


"hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz?
hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?" mevlana


yine izmarit gibiyim bugün, yine kedi koltuğuyum. içimdeki kız çocuğunun bir resmi var elimde ona bakamıyorum. habersiz, boş bakışlarına katlanamıyorum. hala ümitleri olmasına dayanamıyorum. gerçekleştiremediğim hayalleri beni ölüme sürüklüyor. içimdeki kadına tutunuyorum. çok acımasız, öyle tutuyor ki ellerimi canım acıyor..şizofreni.

"ümitsizlik köyüne gitme, ümitler vardır.
karanlığa doğru yürüme, güneşler vardır." mevlana



beynimde bir yer kaybolup gitti. bir süre öncesine kadar sürekli içimdeki sorular artık yok. kafamda çengellerinden asılı soru işareti kalmadı. var olanlar havada uçuşuyor. bakalım ne zaman beynime saplanacaklar. noktaları ne zaman gözümün önünde uçuşmaya başlayacak.

"baharda meyve bahçesine gel.
orada ışık ve şarap ve narçiçeklerinin
içinde cananlar var.

gelmezsen, bunlar önemli değil.
gelirsen, bunlar önemli değil." mevlana


geri sar:
güçlü erkekler olmadı hiç, elektradan ziyade ödip yaşamamın nedeni bu sanırım. şimdi güçlü kadınlarım da ölüyorlar. ölmesinler demiyorum, bana bir şey söyleyip gitselerdi sadece. bir asıra yakın hayatlarında çözdükleri bir şey. şimdi ben yine kendi başıma öğrenmek zorundayım. yine başlara yakın biryerlerden başlamak. ekleyebilirdim oysa üstüne bilgilerimi. ne garip, önceleri büyük kadınlarımın deneyimlerini hor görürdüm. şimdi o deneyimler hayatın anlamının sırları gibi. küçük parçalar, birleştirebilirsem eğer kolaylaşacak yolum. formülün bir kısmı. tamamını bilmediğim ve sonucunda neye ulaşacağımı dahi bilmediğim, bir sonucu olup olmadığını bilmediğim, eşitliğin iki tarafında da binlerce bilinmeyeni olan bir denklem. değerini bulup sildiğim bir alfabe dolusu harf ve yerini unuttuklarım. dağınıklığım tüm benliğimi ele geçirdi sonunda. şimdi başlasam bir şeyleri değiştirebilir miyim?

"ham, pişkinin halinden anlamaz,
öyle ise söz kısa kesilmelidir
vesselam." mevlana


bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-20

kendimden bir şey


ofisimdeki mantar panomun başucu eserlerinden biri. 24. Aydın Doğan Karikatür Yarışmasında başarı ödülü almış bir çalışma. Sergei Bobylev adlı bir rus'a ait. işten çok bunaldığımda bir süre izleyip içimi ferahlatıyorum. sulardan serin olmak hissi.




bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-19

bazı kelimeler cümle oluşturur


" tanrı, korkmaktan gülemeyen seyircilere oynayan bir komedyendir."

voltaire

bütün vitamini kabuğunda...

send me a post card

çok uzun zamandır her duyduğumda dans etmeye başladığım ve bana annemle karşılıklı tepinme fırsatı veren Shocking Blue şarkısı. dinledikçe çiçekler açıyor etrafta sanki. o zaman;



before loneliness
will break my heart
send me a postcard,darling
how can i make you understand
i wanna be your woman

here i'm waiting for a little sign
waiting till the end of time
send me a postcard,darling
send me a postcard now

i can't taste a lonely night
i need someone i can turn to
look out for the day i get a little sign
i want to know your own mind
now

now please don't let me down
ain't no lover like me in town
send me a postcard,darling
send me a postcard now


bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-18

1976


yine, yeni, yeniden, sevgili kız kardeşimden seçmeler..aslında düne kadar çalıyordu ne güzel burda fakat bir sorun oldu henüz anlayamadığım silmek zorunda kaldım. haliyle de sadece yazal olarak burada. rjd2 güzel oynamış, eğlenmiş.

(yine de) a tribute to jellybonqueen


Istanbul.
I'm sure now.
Istanbul.
I don't buy, I own

I saw a lady falling,
I'm sure now.
Istanbul.
I don't buy, I own.


The sun is shining, [Marvin].
[Marvin]


Istanbul.
I'm sure now.
Istanbul.
I don't buy, I own.

I saw a lady falling,
I'm sure now.
Istanbul.
I don't buy, I own.

The sun is shining, [Marvin].
[Marvin].

I saw a lady [falling],
[Marvin].



olleyyyy başardım yeniden yüklemeyi..ama silmicem bu da dursun..
yine bozuldu yüklemicem bir daha =(

bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-17

bazen söylerim


"kasvetinden omurgalar eskittim"

bir nev'i 'hasretinden prangalar eskittim' ruh hali...

bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-16

çığlık


insanın içinden canıyla birlikte kopan sese denir çığlık. canım koptu içimden parça parça, bekliyor sesimle birlikte atılmayı. benimse dudaklarım kapalı, çıkartmak istemiyorum haliyle canımı içimden.

tabi peşimi bırakmıyor bu his. gözümü kapadığım her an kocaman bir ağız, bana doğru açılmış, suratıma bağırıyor. çünkü ben susuyorum. dudaklarım kapalı, çıkartmak istemiyorum haliyle canımı içimden.

canım sıkılıyor.
evet ya, canım resmen sıkıldı benden. sürekli kafamın içinde konuşuyorum, kimseye bir şey dediğim yok. çünkü dedim ya demin, dudaklarım kapalı. e artık ne yapsın, canım da dinledi dinledi, bıktı bir noktadan sonra. çünkü hep aynı şeyleri anlatıyorum. kendime ne anlatayım ki farklı, neyi daha önce kendimden duymamış olabilirim ki. çıkartmak istemiyorum haliyle canımı içimden. canımı iple dişime takıyorum kaçamasın diye. büyüdüm artık sallanmıyor dişlerim. bir de sıkıyorum üstüne üstlük. bir gün biliyorum bir çığlıkla canım benden kurtulacak. ama şimdilik dudaklarım kapalı, çıkartmak istemiyorum haliyle canımı içimden.


bütün vitamini kabuğunda...

hımmm

yine çok iyi olduğum söylenemez bir ruh hali içinde...sessiz kalma hakkımı kullanıyorum, kendi sesime tahammülüm yok. pis bir yorgunluk, tokluk hissi..mutluluk yaratmayan bir karın şişkinliği..kim bilir neden mide bulantısı demekten çekindim. sarsakça ve her uyuduğumda kabusa dönen rüyalarla..

müzikler çok patlıyor bugün, şimdi. oda yetersiz ışıklandırılmış geliyor. loşluk mide bulandırıcı..heryerim sigara kokuyor. izmarit gibi bir ruh halindeyim ben de. uyumumu seveyim.. küllüğüm isyan ediyor. neden düştüm bilmiyorum ama düştüm..kedi koltuğuyum bugün. üzerimde bir çok tüy. yastıklar birbirine yaslanmış, katlanmış ve kalın bir kitap eşliğinde.

evet itiraf ediyorum, midem bulanıyor çünkü, gittiğinden beri önüme gelen herşeyi sıra gözetmeksizin yedim, içtim. giderken biliyordum gelmeyeceğini, iyi de oldu dinlenmek de lazım. ama mutsuzluğumu engellemiyor ki bu mantıklı kararlar. beynim mutsuz değil ki.. bazı doğrular sonsuzda bile kesişmez.. nasıl da güvenilmez. yalan söyleme nedenlerinin varlığına inanan ben, nedensizce o kadar çok yalana maruz bırakılmış bir bünyeyim ki. aklım almıyor, almayınca karışıyor, karışınca kuruluyor zemberek. kim taktı bu zembereği bana? trampet çalan maymun oyuncak gibiyim.

kendimi kapamak ya da açmak istiyorum. sıkıldım bekleme modundan.

lütfen biri beni yıkayabilir mi? hadi, çabuk birileri daha iyi hissetmemi sağlasın, ben yapamıyorum..artık birisi şu odayı havalandırmayacak mı? bu nasıl hizmet? ben üşüyorum, açamıyorum camı, biliyorsunuz. bile bile bunu yapıyorsunuz. bir şeyler ters, bulamadım. yo, yalan söylüyorum, hala gözüme batmasın diye kafamı karıştırıyorum. ama bende de kocaman göz var kardeşim. batıyor bir şekilde. kendimi koltuğuma zımbalamak istiyorum. mengeneyle kıstırmak. soğuk bir şeyler içirsin hemen biri bana. çilekli falan, şöyle göz dolduran, çok tatlı olmayan, buz dolu.

şimdi hiç sırası değil. canımı sıkmayın daha fazla. dağılın.



bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-15

yine düş

tüm düşüşler bataklık..tüm bataklıklar yapış yapış... yapışan herşey kirli..tüm kirliler renkli...tüm renkiler ilgi çekici...çekicilik izafi...izafiyet teori...kafam karma karışık...

aslında hiçbir şey karışık değil...biliyorum neler oluyor...bildiklerimden hoşlanmadığımdan karıştırıp gözüme batmamasını sağlamaya çalışıyorum...güzel olsun herşey derken yine bir diken...yine güzel kokularla dönen başım...saçma sapan iç sıkıntısı...

yolda yürüyordu çocuk...yolunun iki yanında sarı uzun, göz alabildiğine tarlalar...yolda yürüyordu çocuk...yol boş, elinde kolundan tutup sallandırdığı bir oyuncak...yolda yürüyordu çocuk...sanki hali kalmamış gibi yürümekten...yolda yürüyordu çocuk...yol uzanıyordu insafsızca, sanki sonsuza...yolda yürüyordu çocuk..arkasından gördüm ama yüzü kirli gibiydi...saçları kirli sarı...yolda yürüyordu çocuk...durdu biraz...arkasına doğru çevirdi kafasını..kızgın bakışları delip geçecekti beni, eğer görseydi...öylece durdum ben de onunla...görebilse yüzüme bakacaktı...görebilse gözlerini dikecekti gözlerime...yoluna geri döndü çocuk...biraz daha sıklaştırdım adımlarımı...nereye kadar yürüyeceğini düşünerek...biri çıkacak mıydı karşısına yardım edecek?...yolda yürüyordu çocuk...yalnız, yorgun, hırsla...soluk alış verişi kararlıydı...önünde uzanıyordu mavi fakat bulutlu gökyüzü...beyaz bulutlara dikmişti gözünü hayalle...yolda yürüyordu çocuk....hayalleri kafasında sürüklüyordu onu ileriye...bir rüzgar esti sonra arkadan...ben de döndüm bu kez onunla geriye...fırtına yaklaşıyordu arkadan...hiç vakit kaybetmeden adımlarını hızlandırdı..yolda yürüyordu çocuk..hızlı adımlarla...küçük adımlarla..kucaklayıp koşardım onu kucaklayabilseydim eğer...yolda yürüyordu çocuk..içim daha fazla dayanmadı...bıraktım yürüsün...arkamı çocuğa, yüzümü fırtınaya döndüm...yolda yürüyordum...hırsla ve karalılıkla....fırtına bir kahkaha şimşeği patlattı...yolda yürüyordum...hızla ulaşmak için fırtınanın ortasına...ileride solmuştu tarlaların rengi...sonsuz bir çürüyüşle...bulutlar kirli gri...yolda yürüyordum...içimde bir huzur..feda edilecek ve feda olunacak şeyler hakkında düşünerek...yolda yürüyordum..bir şövalye edasıyla...üzerimde sanki paralayan bir zırh ve elimde tanrıların kılıcıyla...



bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-12

becoming insane

yine dost tavsiyesi, limewire şaheseri ile tanıdığım şarkılardan biri...infected mushroom'un muhteşem çalışması olarak niteledim ben...nitelemekle kalmadım kendime iteledim bu parçayı..loop'a aldım dinliyorum..dinlemediğimdeyse beynimde çalıyor....


cuentame todo lo que paso
no me di cuenta de quien me pego
todo da vueltas como un carrusel
locura recorre todita my piel

(tell me everything that happened
i did´t notice who hit me
everything give turns like a carousel
madness crosses all my skin)


wake me up before i change again
remind me the story that i won't get insane
tell me why it´s always the same
explain me the reason why i´m so much in pain


before i change again...(i change again)
remind me the story that i wont get insane
before i change again...(before i change again)
then a lot of times: insane, insane, insane, insane,insane, i´m becoming insane!



bütün vitamini kabuğunda...

biri, kimi


sonsuz hayat çarkında karşıma çıkanlardan korkuyorum... biriyle aynı şeyleri düşünmek, aynı kelimelerle aynı konuyu anlatmak, zevkleri paylaşmak... kimileri için muhteşemdir mutlaka... sanırım benim için korku verici... tüm paylaşılanlardan sonra saçmalayanlarla dolu hayatımın geri dönüşüm kutusu...korkumdan boşaltamıyorum da.. lazım olabilir... anılar var...

ilgilendiğim konulara birisi de ilgi gösteriyorsa ve konuşuyorsa ortamı terk etmeye kadar vardı bu korku... duymak istemiyorum... kafamın içinde olsun istemiyorum... etkilenmek istemiyorum... istemiyorum... sonucu birçok kez gördüm... hayretler içinde bıraktı insanlar beni...kendilerini tanıtışlarına, beni tanımalarına bakmadan... çok da önemli olmayan, dünyevi nedenlerle canımı sıktılar... yine olursa şaşırmam ama neden bir kez daha olmasına izin vereyim ki... paylaşmak ne güzel ama ne kadar büyük bir sorumluluk...

şimdi ellerimde hala kokusu olan... ben gereğinden hep biraz daha fazla düşünürüm...
şimdi ellerimde hala kokusu olan... ben gereğinden hep biraz daha fazla anlatırım...
şimdi ellerimde hala kokusu olan... ben gereğinden hep biraz daha fazla izlerim...
şimdi ellerimde hala kokusu olan... ben gereğinden hep biraz daha fazla yaparım ne yapıyorsam... abartırım...


bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-09

biliyor musun?


domuzlar vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamazlar...

bütün vitamini kabuğunda...

kar takibi


birinci geleneksel uyu, uyu, yat, uyu günleri kapsamında, buz havada koştur ve hiçbir yeri beğeneme, kulakların donsun, sonunda bir pastaneye kendini atıp kahvaltı yap...hızlı eve dönüş yolunda dışarı çıkmışken alınacakları da unut..eve dön, acid-jazz eşliğinde tekrar uykuya dal...

sonunda uyandırıldığımda, camın önünde, yanına gittim, perdeyi ve pencereyi açıtığında yılın ilk karı yağıyordu ankara'ya...yılın ilk karı ve biz birlikteyiz, ne romantik değil mi?

-sen de takip eder misin?
*aradan bir tanesini seçip mi?
-evet..
*evet..

sonra bir kaç tane seçip izlemece, üşüyerek içeri geçiş...

her şey güzel olacak mı? çok mutlu olacak mıyız? biz, birlikte ve ayrı ayrı...
bu kadar iç gıcırtısı yeter...tekrar kahkahalara boğuluş..fadeout....

sanırım önemli olan pencere değil..şekli ya da büyüklüğü çok farketmez..nereye bakıyorsun? nasıl bakıyorsun? küçücük pencerelere sıkışmış, küçücük pencerelerin arkasına sığınmış hayatlar da var...

kar tatili hayatlarımızdan çıkalı olmuş biraz, artık kar takibindeyiz..hayatlarımızda kar katilleri..ayak izleri siliniyor yavaş yavaş..biz yukarıdan aşağıya gözümüzü kitlemişken bir kar tanesine..yine de fazla uzaklaşmış olamazlar...ya da olabilirler mi?

en son kendimi bir kar yığınının içine atışımı hatırlıyorum..çocuk gibi geriye birkaç adım gidip önce olabildiğince havaya fırlatmıştım kendimi..kafamda yukarı, yukarı ve ileri...ve güm...yığının içindeyim...belimde bir ağrı..bir daha da cesaret edemedim... şimdi ancak pencereden kar takibi..hayatlarımızda nerde oldukları belli olmayan kar katilleri ve çocukluğumuzda kalmış kar tatili...her kar yağdığında tatil olacak umuduyla mutlu olan çocukluğumuz hala kar yağdığında kendini mutlu edecek bir şeyler arıyor...

her şey güzel olacak mı? çok mutlu olacak mıyız? biz, birlikte ve ayrı ayrı...
bu kadar iç gıcırtısı yeter...tekrar kahkahalara boğuluş..fadeout....




bütün vitamini kabuğunda...

eğlence eşiği


son zamanlarda duyduğum içinde bulunulan ruh ve beden yani haliyle yaşam tarzına ilişkin en mantıklı açıklama sizin eğlence eşiğiniz çok yükselmiş..çıtanız çok yukarda oldu...

bir saniye içinde tamamen içime işledi..sonsuz eğlence arayışı içinde neden bu kadar sıkıldığımızı merak ediyorduk biz de tam..kendi halinde evde oturup muhabbet ederken inanılmaz eğleniyoruz..ne oluyorsa dışarı adım atınca oluyor.. önce nereye gitsek ahhaha..ne güzel "önce", yani daha gezicez de olayı nerde başlatsak..ilk ne içelim var bi de mesela, votkayla mı başlayalım..yani insan yazarken gülüyor..özellikle dün gece resmen eğlenmeye çalışmaktan yorulduk..ha eğlendik mi? cevap evet ama dışarıda olmakla ilgisi yoktu..yağmurda yürüdük birlikte ve sanırım 5 (yazıyla beş) mekan gezip, bu kadar eğlenmeye çalışmak yeter diyerek evin yolunu tuttuk..biz evde de aynı derecede ve hatta belki daha çok eğlenebilirdik..bu gece de çıkıcaz..iyi ki bugün en azından nereye gideceğimizi biliyoruz..ama hala eğlence noktasında bir kamaşıyoruz..

şimdi düşündüm de nedir ki bizim eğlence eşiğimizi yükselten..normalde, hayatın içinde çok bunalıyor olmamız olabilir mi? son yediğimiz kazıkları çıkarmada acaba yüksek alkol yardımcı olabilir mi??bir kussak geçebilir mi? olmuyor..ertesi gün yine aynı ruh haliyle uyanıp kendimizi eğlendirmeye alışıyoruz..yemek yerken oyalanmaya çalışılan küçük bebekler gibi kendimizi eğlemeye çalışıyoruz..içimizde bir başkası var...mutsuzluğu hayatımızı çok etkileyen birisi..çabuk mutsuz olan biri de değil ama..sanırım çok yüklendik biz ona şimdiye dek..bunu genelde hörgücünden yemek olarak adlandırıyorum..şimdi sanırım hörgücü yeniden doldurma zamanı..

bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-08

kendimden bir şey


tüm kız arkadaşlarımın çok iyi bildiği ve bana lanet ettiği mantar panomun başucu eseri...
"insan" mısın sen???



bütün vitamini kabuğunda...

tatil sapkınlığı


1,5 günden uzun her tatilde aklını ve mantığını yitirir mi insan? tüm uyku düzeninin aralıklı uyur uyanıklık ve baygınlık haline gelmesiyle, ne zaman ne yaptığını idrak edemeyen uyuz bünye...hiç bir program yapamadığından tüm programları tatil öncesinde yapmak ve her günü geleni bir başka şey ile değiştirmek, ertelemek...azimle kendini tatile göre ayarlayan kızsal problemler...bana bir türlü rahat vermediler...hiç şaşırmadım..artık pek şaşıramıyorum zaten...

bu sebeple sanırım yeni insanlar tanıma çabam..şaşırmayı özledim...bazıları şaşırmaktan eğlenemez, ben de şaşırmadan eğlenemiyorum sanırım..garip şeyler yapmak insanı ne kadar da değişik bir ruh haline sokuyor..önce kendim kendimi şaşırtıyorum..kendimi tanımıyor muyum?


nasıl yapıldığını unuttuğum şeyleri deniyorum..üzerine eğleniyoruz dostumla..nasıldı yaaa? ne diyorduk önce? selam dünyalı biz dostuz desem ne yapar? ya da dur bak şey diyim ehhehe merhaba ben seni merak ettim tanımak istiyorum...ama ya ben seni merak etmedim derse...demedi....


bütün vitamini kabuğunda...

white rabbit

68 kuşağının en başarılı ve birebir psychedelic yapan gruplarından jefferson airplane'in insanı kendinden geçiren şarkısıdır 'white rabbit' ..birçoklarınca o dönemin ve herşeyin başlangıcının simgelerinden biri olarak görülüyor...benim içimdeyse sonsuz bir açmazlık yaratarak kulağımdan geçiyor..


one pill makes you larger
and one pill makes you small,
and the ones that mother gives you
don't do anything at all.
go ask alice
when she's ten feet tall.

and if you go chasing rabbits
and you know you're going to fall,
tell 'em a hookah smoking caterpillar
go ask alice
has given you the call.
call alice
when she was just small.

when the men on the chessboard
get up and tell you where to go
and you've just had some kind of mushroom
and your mind is moving low.
go ask alice
i think she'll know.

when logic and proportion
have fallen softly dead,
and the white knight is talking backwards
and the red queen's "off with her head!"
remember what the dormouse said:
"feed your head. feed your head. feed your head"


bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-07

bazı kelimeler cümle oluşturur


akıllı insanların en büyük talihsizliği,
salakların abuk subukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır....

voltaire

bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-06

biliyor musun?


başını 1 saat boyunca duvara vurarak 150 kalori yakarsın...

bütün vitamini kabuğunda...

yüksek topuklar


adımlar, karanlık ve ıslaklığıyla ışığın parladığı sokakta ilerliyordu..ilerliyordu, çünkü ses giderek uzaktan yakına, yakından uzağa olarak algılanıyordu içimde..gecenin bu saatinde yolda bir kadın..hızı, acelesi var gibi...bir şeye kızmış gibi..kafasının içinden bir şeyler geçiyor ve bundan kaçmak için adımlarını hızlandırmış gibi..kendi farkında değil, farkındayım...muhutemelen esmer diye geçiriyorum içimden..kim bilir bir kısa etek, üstünde bir bluz ve trençkot...elleri cebinde, omzunda çantasıyla...iş değil derdi, evli olduğunu da sanmıyorum alyansı da yok....yürüyor...tıkırdıyor tencere gibi ayak sesleri sokakta ve kulağımda...keşke müzik dinlese şimdi...belki daha iyi hisseder...kendini değil, hayatı...

içinde bulunduğu durumda hayatı hissetmiyor gibi...belki soğuktan yanakları biraz kızarmıştır. şimdi, onu hiç görmeyen beni ne kadar etkilediğini bilmeden, hayatı hissetmeden, salt kızgınlıkla, küçük kız çocukları gibi ayağını yere vurarak yürüyor ve hayattan birşeyler istiyor...

ya buluşması hoş geçmemiş ya da bir buluşmayı hoş geçirmemek için topuklarını takırdatarak, çıngıraklı yılan gibi tehlikeyi haber vererek yürüyor..birileri bu kadına yalan söylemiş, birileri bu kadını aptal yerine koymaya çalışmış..sanki topuklarını yerin içine sokarak, dünyadan güç emiyor gibi sağlam basıyor yere...o artık büyüdü tamam mı?..artık küçük bir kız çocuğu değil ve kimse onu gözünün içine baka baka kandıramaz...

neden sonra takırtı giderek kulaklarımdan silindi..kadının hayali de beynimden...o kendi hayatına döndü ben de kendi gerçekliğime...yeni bir şarkı çalmaya başladı...

'got a black magic woman, 'got a black magic woman
i've got a black magic woman, 'got me so blind i can't see
that she's a black magic woman, she's try'n to make a devil out of me.

turn your back on me baby, turn your back on me baby.
yes, don't turn your back on me baby, stop messin' 'round with your tricks.
don't turn your back on me, baby, you just might pick up my magic sticks

'got your spell on me baby, 'got your spell on me baby
yes, you got your spell on me baby, turning my heart into stone
i need you so bad, magic woman, i can't leave you alone



bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-05

bazen söylerim


"boşver dostum,
ite dalaşacağına
çalıyı dolaş..."

bazı böyle yapmak gerekiyor..ne uğraşıcam..ne uğraşacaksın..


bütün vitamini kabuğunda...

2008-12-04

hükümsüzdür..


günlerdir çizgilerin, renklerin, resimlerin, harflerin, kelimelerin, cümlelerin, notaların, seslerin, müziklerin içinde kaybettim kendimi...hükümsüzdür...

sonunda kaybolmak istediğim şeylerin içinde yitiriyorum kendimi...kendimi yitirdiğim şeylerin içinde kaybolmak yerine...

sonunda bana da oldu olanlar...hayat tüm muhteşemliğiyle bulduğu heryerden sarmalıyor...tad alabilme duygum yerine geldi hayattan, sigarayı bırakmadığım halde...biraz öksürtüyor o kadar...

sonunda gözlerim açıldı...tüm netliklerin içinde daha da net...var ile yok nedir biliyorum yeniden..sisler ve puslar isteğimle hareket ediyor...dışarıda hava kapalı da olsa içimde bir yerde bir güneş doğuyor..deliriyor muyum? farkediyorum mevsimsiz filizlendi içimde bir şeyler...şimdilik sera bakımı uyguluyorum..

günlerdir çizgilerin, renklerin, resimlerin, harflerin, kelimelerin, cümlelerin, notaların, seslerin, müziklerin içinde kaybettim kendimi...hükümsüzdür...

dostlarım yanımda, eskiler ve görece olarak yeniler...üzerime yapışmış ataleti atıyorum hızla, farkındaydım, bir şey emiyordu kanımı..hatta kanımı emen için şunları yazmıştım bir süre önce;

sanki bir yaratık,
sürekli damarlarımdan,
kanımı emiyor gibiyse
ve ben çareyi
kanımı zehirlemekte bulduysam?
ve şimdi hem zehirlenmişsem
ve kanım emilmeye devam ediyorsa
sevinebilir miyim ki artık?
eğer öleceksem
kendimle birlikte onu da öldürürüm..


kızmışım yani bir şeylere...şöyle bir sakinleyince buldum kanımı emenin ne olduğunu..hayatımdan çıkardım..ve şimdi kanım emilmiyor...üstüne bir de sürekli temizleniyor..ne kanım zehirli şimdi, ne de emiliyor...zehir, yine benim güzel soyadım..

günlerdir çizgilerin, renklerin, resimlerin, harflerin, kelimelerin, cümlelerin, notaların, seslerin, müziklerin içinde kaybettim kendimi...hükümsüzdür...

sonunda kaybolmak istediğim şeylerin içinde yitiriyorum kendimi...kendimi yitirdiğim şeylerin içinde kaybolmak yerine...

sonunda bana da oldu olanlar...hayat tüm muhteşemliğiyle bulduğu heryerden sarmalıyor...tad alabilme duygum yerine geldi hayattan, sigarayı bırakmadığım halde...biraz öksürtüyor o kadar...


bütün vitamini kabuğunda...

biliyor musun?


8 yil 7 ay 6 gun boyunca ciglik atmakla olusacak
ses enerjisiyle, bir bardak nescafélik su isitilabilir...

bütün vitamini kabuğunda...

bazı kelimeler cümle oluşturur


ya şişeden içersin..
ya da şişeden..
ya oturursun uslu uslu bir şişenin başına..
ya da..
uslu durmazsın...
oturturlar bir şişenin başına...

MET-ÜST

bütün vitamini kabuğunda...

j trilogy -3j-

27 yaşındakiler için...


jimi hendrix


-All I'm gonna do is just go on and do what I feel.
-All I'm writing is just what I feel, that's all. I just keep it almost naked. And probably the words are so bland.
-Blues is easy to play, but hard to feel.
-Even Castles made of sand, fall into the sea, eventually.
-Every city in the world always has a gang, a street gang, or the so-called outcasts.
-Excuse me while I kiss the sky.
-I don't have nothing to regret at all in the past, except that I might've unintentionally hurt somebody else or something.
-I got a pet monkey called Charlie Chan.
-I have this one little saying, when things get too heavy just call me helium, the lightest known gas to man.
-I just hate to be in one corner. I hate to be put as only a guitar player, or either only as a songwriter, or only as a tap dancer. I like to move around.
-I try to use my music to move these people to act.
-I used to live in a room full of mirrors; all I could see was me. I take my spirit and I crash my mirrors, now the whole world is here for me to see.
-I was trying to do too many things at the same time, which is my nature. But I was enjoying it, and I still do enjoy it.
-I wish they'd had electric guitars in cotton fields back in the good old days. A whole lot of things would've been straightened out.
-I'm gonna put a curse on you and all your kids will be born completely naked.
-I'm the one that has to die when it's time for me to die, so let me live my life, the way I want to.
-I've been imitated so well I've heard people copy my mistakes.
-If I'm free, it's because I'm always running.
-If it was up to me, there wouldn't be no such thing as the establishment.
-Imagination is the key to my lyrics. The rest is painted with a little science fiction.
-In order to change the world, you have to get your head together first.
-It all has to come from inside, though, I guess.
-It's funny how most people love the dead, once you're dead your made for life.
-It's funny the way most people love the dead. Once you are dead, you are made for life.
-Knowledge speaks, but wisdom listens.
-Music doesn't lie. If there is something to be changed in this world, then it can only happen through music.
-Music is a safe kind of high.
-Music is a safe type of high. It's more the way it was supposed to be. That's where highness came, I guess, from anyway. It's nothing but rhythm and motion.
-Music is my religion.
-Music makes me high on stage, and that's the truth. It's like being almost addicted to music.
-My goal is to be one with the music. I just dedicate my whole life to this art.
-My nature just changes.
-Rock is so much fun. That's what it's all about - filling up the chest cavities and empty kneecaps and elbows.
-See, that's nothing but blues, that's all I'm singing about. It's today's blues.
-Sometimes you want to give up the guitar, you'll hate the guitar. But if you stick with it, you're gonna be rewarded.
-The reflection of the world is blues, that's where that part of the music is at. -Then you got this other kind of music that's tryin' to come around.
-The story of life is quicker then the blink of an eye, the story of love is hello, goodbye.
-The time I burned my guitar it was like a sacrifice. You sacrifice the things you love. I love my guitar.
-To be with the others, you have to have your hair short and wear ties. So we're trying to make a third world happen, you know what I mean?
-We have time, there's no big rush.
-When I die, I want people to play my music, go wild and freak out and do anything they want to do.
-When I die, just keep playing the records.
-When I played God Bless The Queen, I was wondering if they was gonna dig us, then quite naturally I'd go on and try to get it together.
-When the power of love overcomes the love of power the world will know peace.
-When things get too heavy, just call me helium, the lightest known gas to man.
-When we go to play, you flip around and flash around and everything, and then they're not gonna see nothin' but what their eyes see. Forget about their ears.
-White collar conservative flashin down the street, pointing that plastic finger at me, they all assume my kind will drop and die, but I'm gonna wave my freak flag high.
-You don't have to be singing about love all the time in order to give love to the people. You don't have to keep flashing those words all the time.
-You have to forget about what other people say, when you're supposed to die, or when you're supposed to be loving. You have to forget about all these things.
-You have to give people something to dream on.
-You have to go on and be crazy. Craziness is like heaven.


janis joplin

-Audiences like their blues singers to be miserable.
-Being an intellectual creates a lot of questions and no answers.
-Being an intellectual creates a lot of questions and no answers. You can fill your life up with ideas and still go home lonely. All you really have that really matters are feelings. That's what music is to me.
-Don't compromise yourself. You are all you've got.
-Guess what, I might be the first hippie pinup girl.
-I always wanted to be an artist, whatever that was, like other chicks want to be stewardesses. I read. I painted. I thought.
-I got treated very badly in Texas. They don't treat beatniks too good in Texas. Port Arthur people thought I was a beatnik, though they'd never seen one and neither had I.
-I won't quit to become someone's old lady.
-I'm one of those regular weird people.
-If I hold back, I'm no good. I'm no good. I'd rather be good sometimes, than holding back all the time.
-Man, you and any housewife have all sorts of pain and joy. You'd have soul if you'd give in to it.
-My father wouldn't get us a TV, he wouldn't allow a TV in the house.
-Oh Lord, won't you buy me a Mercedes Benz.
-On stage I make love to twenty five thousand people; and then I go home alone.
-On stage, I make love to 25,000 different people, then I go home alone.
-Onstage I make love to 25,000 people, then I go home alone.
-Rock on out.
-Texas is OK if you want to settle down and do your own thing quietly, but it's not for outrageous people, and I was always outrageous.
-When I sing, I feel like when you're first in love. It's more than sex. It's that point two people can get to they call love, when you really touch someone for the first time, but it's gigantic, multiplied by the whole audience. I feel chills.
-You got to get it while you can.
-You know why we're stuck with the myth that only black people have soul? Because white people don't let themselves feel things.


jim morrison


-A friend is someone who gives you total freedom to be yourself.
-Actually I don't remember being born, it must have happened during one of my black outs.
-Blake said that the body was the soul's prison unless the five senses are fully developed and open. He considered the senses the 'windows of the soul.' When sex involves all the senses intensely, it can be like a mystical experence.
-Death makes angels of us all and gives us wings where we had shoulders smooth as ravens claws.
-Drugs are a bet with your mind.
-Each generation wants new symbols, new people, new names. They want to divorce themselves from their predecessors.
-Expose yourself to your deepest fear; after that, fear has no power, and the fear of freedom shrinks and vanishes. You are free.
-Film spectators are quiet vampires.
-Friends can help each other. A true friend is someone who lets you have total freedom to be yourself-and especially to feel. Or, not feel. Whatever you happen to be feeling at the moment is fine with them. That's what real love amounts to-letting a person be what he really is.
-Hatred is a very underestimated emotion.
-I am interested in anything about revolt, disorder, chaos-especially activity that seems to have no meaning. It seems to me to be the road toward freedom... Rather than starting inside, I start outside and reach the mental through the physical.
-I believe in a long, prolonged derangement of the senses to attain the unknown. Our pale reasoning hides the infinite from us.
-I believe in a long, prolonged, derangement of the senses in order to obtain the unknown.
-I like any reaction I can get with my music. Just anything to get people to think. I mean if you can get a whole room full of drunk, stoned people to actually wake up and think, you're doing something.
-I like people who shake other people up and make them feel uncomfortable.
-I see myself as an intelligent, sensitive human, with the soul of a clown which forces me to blow it at the most important moments.
-I think in art, but especially in films, people are trying to confirm their own existences.
-I think of myself as an intelligent, sensitive human being with the soul of a clown which always forces me to blow it at the most important moments.
-I think the highest and lowest points are the important ones. Anything else is just...in between. I want the freedom to try everything.
-I'm interested in anything about revolt, disorder, chaos, especially activity that appears to have no meaning. It seems to me to be the road toward freedom.
-If my poetry aims to achieve anything, it's to deliver people from the limited ways in which they see and feel.
-It's like gambling somehow. You go out for a night of drinking and you don't know where your going to end up the next day. It could work out good or it could be disastrous. It's like the throw of the dice.
-Listen, real poetry doesn't say anything; it just ticks off the possibilities. Opens all doors. You can walk through anyone that suits you.
-Love cannot save you from your own fate.
-Music inflames temperament.
-People fear death even more than pain. It's strange that they fear death. Life hurts a lot more than death. At the point of death, the pain is over. Yeah, I guess it is a friend.
-Sex is full of lies. The body tries to tell the truth. But, it's usually too battered with rules to be heard, and bound with pretenses so it can hardly move. We cripple ourselves with lies.
-Some of the worst mistakes of my life have been haircuts.
-The appeal of cinema lies in the fear of death.
-The most important kind of freedom is to be what you really are. You trade in your reality for a role. You give up your ability to feel, and in exchange, put on a mask.
-The most loving parents and relatives commit murder with smiles on their faces. They force us to destroy the person we really are: a subtle kind of murder.
-The time to hesitate is through.
-There are things known and there are things unknown, and in between are the doors.
-There are things known and things unknown and in between are the doors.
-This is the strangest life I've ever known.
-Violence isn't always evil. What's evil is the infatuation with violence.
-We fear violence less than our own feelings. Personal, private, solitary pain is more terrifying than what anyone else can inflict.
-When you make your peace with authority, you become authority.
-Where's your will to be weird?
-Whoever controls the media, controls the mind.



bütün vitamini kabuğunda...

i put a spell on you

sadece howlin wolf'tan dinleyerek sevdiğim şarkı olmuştur..screaming jay hawkins bestesi...inanılmaz kararlı ve umursamaz..tek taraflı, hastalıklı bir aşkı anlatıyor...cüretkar kelimesi de sanırım yine şarkıyı tanımlamak için şık olur...




i put a spell on you
because you're mine.
i can't stand the things that you do.
no, no, no, i ain't lyin'. no.
i don't care if you don't want me
'cause i'm yours, yours, yours anyhow.
yeah, i'm yours, yours, yours.
i love you. i love you.
yeah! yeah! yeah!

i put a spell on you.
lord! lord! lord!
....'cause you're mine, yeah.
i can't stand the things that you do
when you're foolin' around.
i don't care if you don't want me.
'cause i'm yours, yours, yours anyhow.
yeah, yours, yours, yours!
i can't stand your foolin' around.
if i can't have you,
no one will!
i love you, you, you!
i love you. i love you. i love you!
i love you, you, you!
i don't care if you don't want me.
'cause i'm yours, yours, yours anyhow.

i put a spell on you
because you're mine.
i can't stand the things that you do.
no, no, no, i ain't lyin'. no.
i don't care if you don't want me
'cause i'm yours, yours, yours anyhow.
yeah, i'm yours, yours, yours.
i love you. i love you.
yeah! yeah! yeah!

i put a spell on you.
lord! lord! lord!
....'cause you're mine, yeah.
i can't stand the things that you do
when you're foolin' around.
i don't care if you don't want me.
'cause i'm yours, yours, yours anyhow.
yeah, yours, yours, yours!
i can't stand your foolin' around.
if i can't have you,
no one will!
i love you, you, you!
i love you. i love you. i love you!
i love you, you, you!
i don't care if you don't want me.
'cause i'm yours, yours, yours anyhow.


bütün vitamini kabuğunda...

kadın yazılarından karakter analizi


bir kadının yazılarından onu tanımaya çalışmak bence çok zaman alacak bir iştir..çünkü kadın her ne kadar fikirlerinin oturmuş, tepkilerinin belli olduğunu savunsa da içinde sürekli renk değiştiren bir kaos bulundurur..tabi ki yazılanları okumak, okuyana aşağı yukarı bir fikir sağlayabilir..ama bunların kadının genel geçer fikirleri olduğu yanılgısına kapılmamalı...

kadın, aynı ortalama bir sıcaklık derecesinde, farklı günlerde üşüyebilir ya da sıcaktan bunalabilir..aynı olay hakkında farklı çıkarımlarda bulunabilir..bir başkasının yaptığı ters birşeyi lanetlerken, kendi ya da bir dostunun yaptığını normal karşılayıp takdir edebilir..

bunlar kesin olur demiyorum ama olma ihtimali var..yazdıklarıyla kadının; müzik zevki, sevdiği filmler, hoşuna giden yemekler vb. keskin konularda bilgi sahibi olmak sağlıklı sonuç verse de eğer bir analist değilse inceleme yapan ya da çok fazla sayıda ve uzun zamana yayılmış bir veri yoksa elinde tanımaktan söz edilemez, sadece fikir sahibi olunabilir..

elbette her kadının içindeki kaosun barındırdığı renkler farklıdır..yazılarda istemeden de olsa, tüm objektifliğini ortaya koyduğunu da düşünse kaos renklerinden baskın ve parlak olanlar farkedilir..bu da bir çeşit tanıma sayılabilir...yazım tarzı yanı sıra eğer mümkünse bir klavyeden çıkan tek tip yazı değil, kendi eliyle yazdığı yazılar tanıma amacına daha çok hizmet edecektir..kendimden bir örnek vereyim, belki korkunç dengesizliğim nedeniyle aynı yazı, hatta paragraf ve hatta cümle, ki utanmadan kelime içinde, aynı harfi farklı şekillerde yazabiliyorum..

demem o ki bir kadının yazıları o kadını tanımakta bir ipucudur..ama bence altına imzasını dahi atmış olsa, fikirleri şartlara göre değişkenlik gösterebilir, asla bir saldırı ya da savunma argümanı olarak kullanılamaz...tıpkı bu yazı gibi...

tüm dağınıklığının içinde bir düzen, tüm dengesizliklerinin içinde bir tutarlılık sürdürebilenler için..
bir de merak edenlere...

bütün vitamini kabuğunda...

kendimden bir şey




masaüstü arka planım...tüm parlaması, karmaşası ve şaşaasıyla(bana göre tabi)...

2008-12-03

bazı kelimeler cümle oluşturur


herkes kendini yaşar...
kimileri dandini....

MET-ÜST

bütün vitamini kabuğunda...

soluksuzluk, sorunsuzluk, sonsuzluk


ucu bucağı belli olmayan bir su birikintisi..nasıl birikintiyse artık...tahmini olarak tam ortasında ise kişi...sonsuzluk...rahat ve memnunsa halinden sorunsuzluk...yorgun ve batıyorsa soluksuzluk...

ya da çok zorlamadan birazcık kıyıya gitmeli..kollarını dayamalı iskelenin merdivenlerine...şöyle bir uzatıp bacaklarını ileriye..suya bakmalı...sürekli ortalarda dolaşmaya gerek yok... belki balıklar da vardır birikintide farkedilmeyen, yosunlar, mercanlar...ve aslında o kadar da ıssız değildir...küçük kara parçaları vardır ileride...ama suyun ortasındayken insan, kendinde kalmaya çalışmaktan pek de umursamıyor...

tam şimdi kollar dayanmışken iskele merdivenine, biraz sonra biliyor batmaya başlayacak ıslak ahşap dirseklerine.. yine de tadını çıkarmak lazım bu süreli dinlenişin...süreli çünkü suyun ortasında yaşamaya alışmışlar için iskeleler sürelidir..ancak kollarını dayadıkları bir yer..çıkmak istemezler merdivenlerden...kurumaya niyetleri yoktur..buruş buruş olmak da umurlarında değildir pek...hatta kıyıdakilere anlamadan bakarlar.."su var yahu neden girmiyorlar..."

ilk başta muhteşem sonsuzluk..zamanla sorunsuzluk ve en son soluksuzluk..nedense soluksuz kalana kadar beklemek..doyumsuzluk...

ucu bucağı belli olmayan bir su birikintisi..nasıl birikintiyse artık...tahmini olarak tam ortasında ise kişi...sonsuzluk...rahat ve memnunsa halinden sorunsuzluk...yorgun ve batıyorsa soluksuzluk...

zamanla sorunsuzluğun ortalarında, dinlenmeyi akıl edebilenler için....



bütün vitamini kabuğunda...

Let me be your lovemaker


cehaletime verilsin, yeni dinledim ben bu şarkıyı, dostumun vasıtasıyla...dost dediğime göre beni gerçekten çok iyi bilen birisi...mesaj gönderdi bana 'sana mail attım, bak bir şarkı var, ben çok beğendim eminim sen de beğenirsin' diye...akşamı zor ettim iş yerinde...eve gider gitmez de indirdim..önce birkaç kez tek başına daha sonra da uzunca ve güzelce bir müzik listesinin arasında...her denk geldiğinde -ki winamp bilgisayarda yaşayan bir organizmadır ve kendine ait bir zakaya sahiptir- "aa ne güzel şarkı, neydi ki bu?" şeklinde pikka kuşu misali şaşırıp ismine baktım..vel hasıl-ı kelam çok beğendim...o zaman Betty Wright'tan geliyor 'let me be your lovemaker'


Let me be your lovemaker
Let me be your soul shaker
Let me be your lovemaker
Let me be your soul shaker

Around this time last summer
when you and I first met
I thought I was cool
Living by the rules
Trying to play hard to get.

So you found some good-time chick
To give you the love you needed.
I didn't know a thing
about the thrills love could bring
I was young, selfish, and conceited.

I know you don't think I'm ready
But open your eyes and see.
As sure as my name is Betty
I can love away all your misery!

Let me be your lovemaker
Let me be your soul shaker
Why don't ya, Let me be your lovemaker
Let me be your soul shaker

About this time last year
I was blind to all the good things you said.
The sweet words you spoke
I took them for a joke
Though they were strong enough raise the dead!

So you thought you wasted
Both your time and mine
But now I'm ready to do
What you want me to
Cause I'm your woman
And I ain't Lyin'

I know you don't think I'm ready, Ooo ooo
But open your eyes and see.
As sure as my name is Betty
I can love away all your miseryHEE!

So, Let me (umh) be your lovemaker ( I need to be)
Let me be your soul shaker (umh)
Why don't ya, Let me be your lovemaker
Let me be your soul shaker

Why don't let me be it baby
Why don't ya let me be - Wooh OH
I wanna be, I got ta got ta be
Ooooooooo

Won't it be nice baby
If ya let me be your love maker
Let me be good to ya.

Honey, Honey, Yahhhhh!!!!!



bütün vitamini kabuğunda...

bir kadının çantası


rengarenk, tek renk, küçük, büyük, elde taşımak için, omuza asmak için çeşit çeşit..en önemlisi; ayakkabıya uyumlu...

erkeklere imrenme nedenlerimden biridir çanta..nasıl yapıyorlar da ceplerine sığıyorlar aklım almıyor..kocaman çantalar kullanmayı severim ben..içinde kaybolurum sonra da...

her şey ilkokul gibi düzenli başlar..anahtarlar şuraya, cüzdan buraya, yedek para gizli göze, cep telefonu şu küçük yere vs...aa! bir süre sonra bakarsın ki sanki o çantaya bir kedi girmiş..çingene pazarı gibi..

cep telefonu, cüzdan, ajanda, özenle dağılmış makyaj malzemeleri, parfüm, kağıt mendil, flash disc, ara kablo, kalemler, pedler, kopmuş ve unutulmuş düğme, belki lazım olur diye hırka, kitap...telefonun çalmaya görsün, başlar bir hengame...ve kadın çantanın içinde kaybolur, ter basar, telefon hala bebek gibi zırlamakta, -atıyorum- tüm dolmuş sanki o an kadına bakıyor..diyelim ki telefonu buldun, elini çantadan çıkarana kadar susar...işte o an benim bittiğim andır.. marketlerde ha keza...sanki ilk elini attığında çıkarabilecek misin o cüzdanı?..ne bileyim? yani çanta hayatı kolaylaştırsın diye var ama her şey gibi o da bir süre sonra sorun haline geliyor...bence bir kadın sadece çantasındaki malzemeleri kullanarak şeytan çıkartabilir..

hemen şöyle de bir bağlama çekeyim; kadınlar her şeyi kafaya çok takarlar, her an her şeye hazırlıklı olmak isterler..erkeklerin ise genel geçer ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaçlar cepleriyle sınırlı kalabilir..muhteşem..

bağlama iki; ön ceplerini kullanan -cep telefonu veya o boyutta bişey taşıyan- erkeklerden kıllanırım arkadaş..

bütün vitamini kabuğunda...