2008-11-29

tersten başlayan yaşam


Can Yücel' den


Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz.
Yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…
Altmışlı yaslara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor, Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol s aati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda el pençe divan... Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade.
Aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya çıkmış, 'fazla çalıştın' diyor 'artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun...' keyfe bakar mısınız?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık.
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, 'evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna' Diyorlar.. Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yara tıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.
Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş keyifli bir geceyle hayatınız bitiyor... : )

2008-11-28

çoklu delilik


bulaşıcı delilik...benzer olaylarla karşılaşan birden çok insanın içine girdiği acayip ruh hali, ruh halsizliği...

bravo..gözümüz korktu...gerçekten korkuyoruz biz, çoklu deliliğimize hapsolmuş şekilde...bataklık gibisiniz..hem de ağaç dalı...tüm bu korkunç ormanın sizin olduğunu bilmiyorduk biz, çoklu deliler. biz çoklu deliler, elimizdeki haritada bulduk önce hatayı; dedik tabi elimizde yanlış bir harita var, orman ve yol aslında normal, abartıyoruz dedik...haritayı biz attık geçerken bir uçurumun kenarından..iyice yanaştık dibe, bir de baktık yürüyebiliyoruz zor da olsa.. sonra ise bir bataklık...farkeder gibi olduk ama hiç anlamadık..batıyorduk, lanet ederek batıyorduk, bir de baktık ki bir dal..hemen heyecanla tutunduk..çıkar gibi olurken kendimize kızdık, adımımızı yanlış attık diye..kendimizi çekmeye başladık ki kırıldı dal..başka dallar aradık tutunacak, aradıkça battık..battıkça kıpırdamadık...buramıza kadar geldi..tam buramıza..ilk yola çıktığımız an dün gibi aklımızda...harita da doğruydu, attığımız adım da...siz yanlıştınız..şimdi artık gözlerimiz kapalı, farklı ormanlardan biz çoklu deliler uzandık birbirimizin elini tutmaya..beklerken içinde çamurunuzun, hala bir umut var içimizde kurtulmaya dair..yolculuktan da tiksindik, ormandan da...çıkıyoruz yavaş yavaş..eve dönene kadar çamur üstümüzde kuruyacak...sanırım hiçbirimiz bu üstümüzdekileri bir daha kullanmayacak, haritayı tekrar çizicez, çamurları bedenimizden akıtıcaz, içimizdekini kusucaz...

hergün konuşucaz, içicez, kusucaz..çamurunuz içimizden akana ve bitene kadar...

insan kavramı ve yaklaşımlar



İnsan, dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine, alet kullanma ve üretme becerisine sahip primat türü. Biominal ismi `Homo sapiens`tir. Homo sapiens Latince "akıllı adam" veya "bilen adam" anlamına gelir. İnsan, hominoidea (insansılar) üst ailesinin hominidae (büyük insansılar) ailesine dahildir.

bu veriden sonra gelelim insanın oluş biçimine;

tarihte ortaya çıkan insanlıkla ilgili ide’leri beş farklı ana madde üzerinde toplamıştır;

Scheler, özellikle Yahudi ve Hıristiyan geleneğine bağlı olan çevrelerin, dinsel inancın insan üzerindeki ide’si ile algılanan insan düşüncesini dile getirir. Tanımlanan bu ilk ide, Tanrı tarafından yaratılan bir çift insan tasarımının (Adem- Havva) insanlık üzerinde kendisi hakkında bıraktığı etkidir. Bu düşünceye göre, insan daha doğuştan günahkardır. Çünkü aklı ve özgür iradesiyle işlediği günah sonucu Tanrı tarafından cennetten kovulmuştur. İnsanın aklı sayesinde ulaştığı Tanrı kavramı, yine bu aklın, Tanrıyla ama temelde kendisiyle çatışması olarak belki de insanlığın yarattığı ilk mitos biçiminde ortaya çıkmış olması gerçekten çok ilginçtir.

İnsanlık üzerinde en çok kabul gören ikinci ide “Homo sapiens” ide’sidir. Yunanlıların ulaştığı bu düşünce, insanın bir “akıl varlığı” olduğudur. Bu düşünce ilk olarak Anaksogoras tarafından dile getirilmiş, Platon ve Aristoteles tarafından da felsefi biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Aristoteles’e göre “Anima rationalis” ide’si yani aklın yolundan giderek bilgi ağacını tanıma ve cennetten kovulma düşüncesi sonraları Hıristiyan felsefesinde de insan özünün “Anima rationalis” ide’si ile tanımlanmasını doğurmuş, bilgi ile günah bir arada algılanır hale gelmiştir. Homo sapiens ide’si insanı hayvandan ayıran bir özelliktir. Akıl aracılığı ile insan varolanı olduğu gibi tanımaya, Tanrıyı, evreni ve kendini bilmeye elverişli hale gelebilmiştir. Aristoteles’ten Kant’a homo sapiens ide’sini kabul eden hemen bütün filozoflar için insan Tanrıca bir etmendir. İşte bu etmen, kaosu kozmos’a çeviren şey ile ilkece aynıdır. Bu durum ise “aklın değişmezliği” tartışmalarına neden olmuştur . Hegel tarafından yadsınmış olan aklın değişmezliği ona göre eksik bir bakış açısıdır. Hegel tarihi aklın ürünlerinin bir toplamı olarak değil, insanlık tininin bir biçimlenmesi olarak görür. Tarih ona göre, Tanrılığın insanın ideler dünyasında anlaşılması ve kendi kendisinin farkına varılmasının meydana getirdiği sürecin adıdır.

İnsan üzerindeki üçüncü ide, naturalist, pozitivist, ve daha sonra pragmatist öğretilerin kabul ettiği “homo faber” ide’sidir. Bu düşünceye göre insan temelde hayvanlardan çok da farklı olmayan bir “içgüdü varlığı”dır. Bacon, Hume, Spencer gibi pozitivistlerin insan anlayışları, onun içgüdü varlığı olduğu yönündedir. Çalışan, konuşan, alet yapan, aklını ve mantığını ancak uğraşları ile kuran bir varlıktır insan. Özde düşünen değil yapabilen, şekil veren, üretebilendir.

İnsan için ortaya atılan dördüncü ide ise, onun tarih içerisindeki soysuzlaşmasına değinir. Bu görüş, evrimleşme sürecini tamamlayamayan insanın bu eksikliğini giderebilmek üzere varolmak için üretmek zorunda olduğu aletleri kullanma gereksiniminden bahseder. Evrimsel olarak genetik yapılanmasını doğa ile uyumlu hale getiremeyen insan yok olması gereken bir canlı türüdür. Ancak bu yok oluşu o kendi tinsel yapısı ve aklı ile aşmıştır

İnsan üzerine günümüz felsefesinde ortaya konan beşinci ide Scheler’e göre kendisini öylesine mağrur ve baş döndürücü bir yüksekliğe koymuştur ki artık insan, üst insan kimliği ile karşılaştırıldığında “utanç verici” bir varlıktır. Üst insan tek sorumlu olan bir efendidir. Yaratıcıdır. Tarihin kendisinde anlam bulduğu yegane varlıktır. Özde ortaya konan bu ateizm kavramı, insanın bir kişi olması için teist Tanrı kavramının varolmaması gerekliliği esasına dayanır. Hartman’a göre insanın dışında bir varlığın geleceği belirlemesi özgür ve kendinden sorumlu bir varlık olarak insanı ortadan kaldırır.

yararlanılan kaynaklar:
http://wikipedia.org/
http://www.historicalsense.com

2008-11-27

sabah


Turuncuya çalıyordu odanın rengi, güz mevsimi yanı sıra perdelerin yardımıyla. Yine de garip bir ışığın varlığı da inkar edilemezdi. Pencere demirlerine sarmaşıklar sarılmış. Güzel bir sonbahar, gün öğlene yaklaşırken, yatağın üzerinde yayıldı dalga gibi saçlar. Bir süre süzdükten sonra gölgeleri yattığı yerden, doğruldu. Bacaklarını kendine çekip bir süre ışıkla kesişti. Kesişti çünkü ışık ilgi çekmek konusunda ısrarlı ve bir o kadar da başarılıydı. Işık da onun kadar kumraldı. Bu sabaha gidecek şeyleri düşündü ve kararı aroması içinde kaybolmak için kahve oldu. Böyle turuncu bir sabaha uyanmayalı çok olmuştu. Özlemle kokladı sabahı. Belki şimdi zamanı gelmişti fona bir müzik eklemenin;
(summer's almost gone, summer's almost gone…) Bu sabah uykunun üzerine biraz da dinlenecekti.(…almost gone, yeah, it's almost gone, where will we be, when the summer's gone?…) uykular artık çok da uyumak sayılmaz, bayılmaktı.(…morning found us calmly unaware, noon burn gold, into our hair, at night, we swim the laughin' sea…) beyin sakinliğini hissetmektir dinlenmek, sakin bir beyine sahip olduğunu. (…when summer's gone, where will we be, where will we be, where will we be…) biraz pışpışlanmaya ihtiyacı olduğu doğru ama, yalnız sabahlara uyanıyordu. (…morning found us calmly unaware, noon burn gold, into our hair, at night, we swim the laughin' sea, when summer's gone, where will we be, summer's almost gone, summer's almost gone, we had some good times, but they're gone, the winter's comin' on, summer's almost gone, tell all the people) Beyni cayır cayır isyan ederken yüzünde çarpık bir gülümsemeyle, ağzı kapalı ve sadece kahvenin tadı.( summertime time time,child the living's easy…) Bugünü cayırdayan yanına ayırmamıştı, kontrol çok önemli. Yavaşça perdesini açtı, sarmaşık yapraklar. Sarı, kahve, koyu yeşil odanın turunculuğuna eklendi ve hafifçe içeri sızan bürokratik gri.( …fish are jumping out and the cotton lord, cotton's high lord so high…) Şimdi bir cesaretle dünya ile bir kez daha birleşmeli. (…your daddy's rich and your ma is so good looking baby, she's looking good now, hush baby baby baby baby baby, no no no no don't you cry, don't you cry…) Pencerenin açılmasıyla üşüyen hava mutlu ve heycanla odaya daldı, yüzünü okşadı soğuk elleriyle. Yaşlı bir kadının soğuk ellerindeki şefkatle.(…one of these mornings you're gonna rise rise up singing, you're gonna spread your wings, child and take take to the sky, lord the sky…) yavaşça yeniden oturdu yatağa, önüne kalın ciltli bir kitap alıp, paketinde kalan sigaralara baktı, en sevdiği sayı.( but until that morning honey n n nothing's going to harm you now no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no no don't you cry, cry)
Yatağın yanında duran kutuyu eline aldı, içinden kağıdı çıkardı.( hey joe, where you going with that gun in your hand, hey joe, now tell me where you going with that gun in your hand…) kaveden bir yudum alıp kağıdı, kitabın üzerine serdi.(…i’m gonna shoot my lady, cos i caught her messing around with another man, yes, i’m going down to shoot my lady, cos i caught her messing around with another man…) işini yapmaya başlarken bir sigara yaktı, sigarası ve işi aynı zamanda biti. Bir yudum daha kahve ve dudaklarının arasında zıvana. Yağmur ve toprak kokusunu bastıran bir koku daha yayıldı odaya, herşey suspus oldu. Sakinleşmelerini izledi, gözleri bir başkasının gözleri gibi dolaştı odada, kendini görmek üzereyken yakaladı gözlerini. Işık sararmaya başlamıştı, hayat gerçekleşmeye başlamıştı. Penceresini kapatıp kendine bir kahve daha yaptı. Dördüncü nefes yeni terk etmişti ciğerlerini.

16.02.2007

2008-11-24

yapamayanlar için nasıl yapıldığına dair


geberik

öhö öhö
her şey çok kolay oldu. ne sızlandım ne de ağladım! ani bir ölüm ya da kalp krizi gibi kolay. bütün şehir üstüme gelecek, dünyam yıkılacak sanırdım ama olmadı. bitti işte. bir süre giden gelenler oldu. beni anlamaya çalıştılar. bir işe yaramadı. sıkıcı ve kasvetliydi. bazen bütün gün yorganı başımdan aşağı çekip uyudum. bazen de ucuz filmler seyrettim. günler böyle geçip gitti. şimdi iyiyim. sen utanç gecelerinde, ben burda. hepsi bu kadar, sonrası yok. unuttum gitti geberik. unuttum gitti, unuttum gitti!!!

peşinden koşturmadım..
gidişinden yas tutmadım..
sen beni çok üzdüydün
geldiğin yok gelmediğin nuhaa
miskin miskin oturdum
bütün gün camdan baktım
ucuz şaraplar içtim
saçımı kestim yattım
gidenler gider, gider de geberik
hayat böyle geçmez, geçer mi geberik?

bu mevzudan sıkıldım
kendime birşeyler aldım
arkadaşları aradım
uzun bir tatil yaptım
aşkından ölmedim
kalp krizi geçirmedim
keyfim yerine geldi
böyle çok rahat ettim
gidenler gider gider be geberik
hayat böyle geçmez, geçer mi geberik?

Nazan Öncel

2008-11-23

olvido


"hoyrattır bu akşamüstüleri daima.
gün saltanatıyla gitti mi bir defa
yalnızlığımızla doldurup her yeri
bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
lavanta çiçeği kokan kederleri;
hoyrattır bu akşamüstüler daima.

dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
unutuşun o tunç kapısını zorlar
ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
işte, doğduğun eski evdesin birden,
yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
susmuş ninnilerle gıcırdıyor bir beşik
ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar...

söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
insan, yağmur kokan bir sabaha karşı
hatırlar bir gün bir camı açtığını,
duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu
çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
halay çeken kızlar misali kolkola.
ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
ihtiyar ağaçlı kuytu bahçelerden
ayışığı gibi sürüklenip giden;
geceye bırakıp yorgun erkekleri
salınan etekler fısıltıyla, nazla.

ebedi aşığın dönüşünü bekler
yalan yeminlerin şahidi çiçekler
artık olmayacak baharlar içinde
ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
her garipsi ayak izi kar içinde
dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.
ya sen! ey sen! esen dallar arasından
bir parıltı gibi görünüp kaybolan
ne istersin benden akşam saatinde?
bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
hatıraların bu uyanma vaktinde
sensin hep, sen, esen dallar arasından.

ey unutuş! kapat artık pencereni,
çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
çıkmaz artık sular altından o dünya.
bir duman yükselir gibidir kederden
macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
amansız gecenle yayıl dört yanıma
ey unutuş; kurtar bu gamlardan beni."

Ahmet Muhip DIRANAS

düşünleri geçici yapan detaylar

düşünmek:(-i) 1. Aklından geçirmek, göz önüne getirmek: Ezberi düşünmekten, söylediklerimizin anlamını düşünmezdik. -Ç. Altan. 2. (-de) Bir sonuca varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak, muhakeme etmek: Türlü şiir anlayışları üzerinde düşünmüş, zaman zaman türlü şairleri sevmiştir. -O. V. Kanık. 3. (nsz) Zihniyle arayıp bulmak: Bu iş için ben bir çare düşündüm. 4. Bir şeye karşı ilgili ve titiz davranmak: Durmadan geziyorsun, biraz da derslerini düşün. 5. Akıl etmek, ne olabileceğini önceden kestirmek: Benim kayısılara müşteri çıkmam ihtimalini düşünmüştü. -R. N. Güntekin. 6. Tasarlamak: Yola çıkmayı düşünüyorum. 7. (nsz) Tasalanmak, kaygılanmak: Bu kadar düşünme, elbette bir çare bulunur. 8. (nsz) Farz etmek.

düş:is. 1. Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü, rüya: Dadaloğlum, sevdası var başımda / Gündüz hayalimde, gece düşümde -Dadaloğlu. 2. mec. Gerçek olmayan şey, imge, hayal. 3. mec. Gerçekleşmesi istenen şey, umut.



insan olmanın gereği ise düşünmek, bir derde deva da olması gerek mi? gerek değil. dumana sığınmakla bütünleşen kafadan çıkan düşüncenin sağlığı tartışılmaz, yaşanır... gece gezmelerinden, içmelerden, muhabbetten uzak. bazen nasıl da güzel olabiliyor yalnız kalmak..ve ne güzel ki ben bazen iki kişiyken yalnız kalabiliyorum. kalabalıkta yalnız olmak değil.biriyle kafanın uyuşması...bir ve tek ve yalnız olmak. kafanın aynı şekilde çalışması, kafanın farklı çalışması ama frekansın tutması, birlikte ağlayana kadar gülmek ve hatta bazı gülene kadar ağlamak. bir arada ağlayabileceği çok insan olmuyor insanın hayatında. birlikte gözlerinin dolması.

iki kişilik göz dolması yapmak isteyenler için gerekli malzemeler: yeterli büyüklükte dört adet göz. gözlerin arkasını görebilen hisler..birbirinin gözünün içine bakabilecek iki kişi. birbirinin canına ortak olabilecek kalpler.

düşünmek metodik bişey sanırım aslında.. ben bu metodu bilmediğimden elimdeki dolaşmış ipleri ayıklayıp ayırmak yerine hep biraz daha karışmış buluyorum..karışınca bırakmayıp daha bi kurcalıyorum...hal bu ki muhtemelen ya yanlış şeyleri düşünüyorum ya da yanlış şekilde düşünüyorum. hatta kendi potansiyelimi bildiğimdenn ikisini de aynı zamanda yapıyor olmam olası...

neyse ki sen biliyorsun..sen kendini biliyorsun..yalnız olmayı biliyorsun..benle yalnız olmayı biliyorsun...kelimelerden paragraflar çıkarmayı..bir ömürü bir kalp atışıyla bütünleştirmeyi..adımı söylemeyi biliyorsun..adım aklında biliyorum. adın aklımda biliyorsun..üçüncü şahıslara hiçbir şey ifade etmeyen -belki- de bu yazının aslında sadece senin için olduğunu biliyorsun..sevginin türlerini ve nasıl yönlendirileceğini biliyorsun...kim bilir belki aşk aslında böyle bişey olamaz mı?..beynimin kıvrımlarındakinin ne olduğunu...beni nasıl ağlatacağını, seni nasıl ağlattığımı biliyorsun. seni aldatmadığımı...bi keresinde "..bir nefese inanmak yıllar sonra seninle.." demişti biri bana..kim olduğunu da aslında biliyorsun...yanılmış olduğunu sandı biliyorsun...ben de diyorum ki sana; bir nefese inanmak yıllar sonra seninle ve hiç süphesiz ( tam burada nasıl da no doubt demek istiyorum ama britanya'nın köpeği değilim biliyorsun=)

dündü, yatağın üstündeydik, ne güzeldik...o yatak bu dünyada değildi biz üstündeyken..keyfi yerinde gibiydi biliyorsun..seni dün son gördüğüm anı hatırlıyorum...neydi mutsuzluğun?

yorum yok


erken kalkıp pazar sabahını karşıladım ıslak yollarında ankara'nın. erken kalkmıştı ankara beni ıslak yollarında karşılamak için. hoşlandık birbirimizden yine bir pazar sabahı ankara'yla..biraz yürüdüm pazar sabahı ıslak yollarında ankara'nın..bana düşünmemek için biraz zaman verdi ankara bu pazar sabahı ıslak yollarıyla. yollar ıslak , benim ağzım kuru.sokaklarındaki birikintilerden su içiyordu kediler. bulutlu gökyüzünü bana göstermek için biriktirmişti ankara suları yerde..biliyordu kafam başka yerde..hiç gökyüzüne bakacak durumda değildim bu sabah ankara'da...ıslak sokaklarıyla yendi beni ankara..

ıslak bir pazar sabahı bulutlarla kalkıp karşıladım ben ankara'yı..sanki bana minnettardı..boş sokaklarında gezerken, kocaman bir boşluğa çekti beni...tüm yollar emrime amade...özerk bölge...ellerim ceplerimde, ceplerimde bulutlar..gözlerim yerdeki su birikintilerinde, orada da bulutlar var.yerdeki yeşil sulardan yansıyan gökyüzü ve gözüme sokulan bir son bahar...yanacağı varsa da yanamıyor insanın içi hiçbir şeye..her yer ıslak, yerlerde yoğurulmuş gibi yapraklar.

uzun süre sadece nefes aldım sokaklarda..sigara dumanı katmadan sevmeye çalıştım...tanısan seversin...tanısan severdin ankara'yı...kapıdan çıkarken sigara yakmayan insanlara daha bir aşikar.buz gibi nefesimle girdi içime ankara..yanacağı varsa da yanamıyor insanın içi hiçbir şeye.

o kadar aklı olana aşikarken ankara, beynimi kısıp baktım..altını çok açmışım biraz kaynamış kafamın içinde..ağaç yapraklarından damlayan sularla serinlettim aklımı. bir ağız dolusu nefes daha..nefes nefese değildi bu sabah ıslak sokaklarıyla ankara..geceyi yalnız geçirmişti belki o da benim gibi..tanısa severdi ankara da beni.ama ikimiz birlikteydik bu sabah...tekrar tanıştık...kendisinden kaçmak için taksiye binmedim ben. karşılığında nefes verdi bana. ben memnunum aldığım nefesten, ankara onunla yürümemden.

hayat o kadar da uzun değil dedi bana ankara..o kadar da maceralı değiliz dedim ben de gülümseyerek. yalandan gülümsedi sanki bana ankara...ve ekledi doyamayabilirsin hayata..hayat göz kırptı..hayatın gözleri bulutlar gibi griydi bu sabah ıslak sokaklarda..

bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...
Nazım Hikmet RAN

2008-11-21

had..


had:
1. Sınır, uç. 2. Derece: İnsan buna bir hadde kadar göz yumabilir. 3. İnsanın yetki ve değeri: Haddin değil.
haddini bilmek:
herhangi bir konuda, kendi konumunu ve limitlerini bilip, ona gore tavir koyma, goru$ belirtme durumu.

----ismet bozdağ kemal tahir'in sohbetleri isimli kitabında anlatır. bir gün kemal tahir'in yanına cengaver bir genç gelmiş. devrimci kardeş üstadın karşısına geçmiş ahkam kesmeye başlamış. işte devrim, mücadele, marksizm filan. inceden kemal tahir'e de bazı eleştiriler yöneltmiş. kemal tahir yakasına sarılmış yiğidimizin "bak" demiş, "islamın şartı beştir. marksizmin şartı ise birdir. o da haddini bilmektir"


idrâk-i meali bu küçük akla gerekmez
zîrâ bu terâzû o kadar sıkleti çekmez
Ziya Paşa

2008-11-17

bazen söylerim


-madem yapabiliyorum neden yapmayayım.

genellikle gerekmediği halde yaptığım şeylerin arkasında durmak için kullanırım..bilemedim..hoşuma gidiyor yapabileceklerim ve yapamayacaklarım üzerinde tasarruf sahibi olmak..

2008-11-05

eksik


yoksunluğu farkedilir olana verilen isim. belirli bir "şey" olması gerekmeyen, fakat rahatsızlık duygusu yaşatan. insanı yarım bırakan.

tam olarak hiçbir şeye konsantre olamamaya neden olan. uzun işlerin çabuk ve hatalı bitmesi, kısalara hiç başlanamaması, var olanların elden çıkarılmasını kapsayan süreç. memnuniyetsizliğin dorukları, anlamsızlığın dik alası. huzursuzluk...özlenenin hiç gelmemesi, gelenlerin iç özlenmemesi.

kimsesizlik ve herkesin fazla gelmesi. hissizlik, sessizlik, kopmaya çalışmak, kopamayacak kadar yorgun olmak..

her sonbahar ağaçların hüznünü anlamak, yerdeki sarı yaprakları kucaklamak, göğüs kafesindeki boşluğu onlarla doldurmaya çalışmak, kuru yaprakların kalbine batması, acımak, acıtmak..her ilkbahar ağaçlarla birlikte tamamlanacağını ummak.

2008-11-02

eve dönüş


trenden inip sokağa çıkarken. tam arada, yani dışarıyı görüp hala içerde olunan zamanda -ki ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın- mevsimin ev yolunda ne kadar güzel olduğu hakkında düşünürken, yandan geçenlerin kafasından geçenlerin ne olduğunu merakla yürümek.

kafalar boş, kafalar dolu, kafalar karışık, yüzler yavaş yavaş kırışık, vücut alkole alışık ve bazen insanlar ne kadar yılışık. bekleneni beklememeye başladığın anda gerçekleşmesiyle ilgili sorular. hatta bazen cemiyet hayatı hakkında konular. barın arka kapısından çıkarken hissedilen gariplik. buzlu badem ve zigon sehpalar. kedinin lazeri kovalaması gibi anı kovalarken akıp geçmesi. sigara, soğuk hava, votka, tekila. dans. gece. akşam ezanından sonra dışarda olmanın verdiği huzursuzluk duygusu. kırılan bardaklar, boşalan bardaklar, dolan bardaklar. kırılan kalpler, boşalan kalpler, dolan kalpler. sonsuzluğu unutmak fikri, ölüme yaklaşma azizliği -ama arkadaşlar iyidir- eski camların bardak olması. eski dostların düşman olması. bankalar ve taksi parası.

uyanmak, ağızda kille yaşamanın verdiği susuzluk hissi. üşümek, yürümek, kitaplar, müzik. kahvaltı, çay, sigara, çay, çay...yorgunluk, çay, sigara, dost sohbeti, geyik muhabbeti, çay..huzur, dinlenmek, internet, msn, müzik, klavye, mouse. kadın olmak, erkek olmak, akşam yemeği, eli boş oturmak, elinde kumandayla oturmak, ellerin klavyede oturmak..özlemek, özlenmek, özetlemek, özgürleşmek, eve kapanmak.